“GIDAN İLACIN OLSUN, İLACIN DA GIDAN”
—HİPOKRAT

Dünya çapında 315 milyon diyabetli olduğunu öngörüyoruz. DR. ROBERT RATNER AMERİKAN DİYABET KURUMU Bir diyabet salgının ortasında olduğumuz kesin. Şu anda Medicare için harcanan üç doların biri diyabetlilerin bakımına gidiyor. Her on dolarlık sağlık harcamasının bir doları diyabet hastalarına gidiyor. Bunun büyük bir sorun olduğuna kuşku yok.

Spesifik olarak, diyetle diyabet arasında nasıl bir ilişki var?

Bu konuya girmeyeceğim.

Diyet konusuna mı?

Hayır.

Adım Kip. San Francisco’dan bir film yapımcısıyım ve bir itirafım olacak. Ben iyileşen bir hipokondiriyakım. Benim gibilerin çoğu gibi ailemde diyabet, kalp hastalığı ve kanser geçmişi var. Babam ilk baypas ameliyatını 49, ikincisini 50 yaşında oldu. Büyükbabam diyabet komplikasyonları yüzünden erken yaşta öldü ve diğer büyükbabam ile büyükannem kanserden öldüler. Hep benim de bu hastalıklardan birine yakalanacağımdan korktum. Her iyi hipokondiriyak gibi WebMD’nin semptom kontrol edicisi tarayıcımın ana sayfasıydı. Ergenlik dönemimde bile her gün Metamucil ve Aspirin alırdım. Bütün yeni çıkan kendi kendine teşhis kitaplarını okurdum, TEDAVİ EDİLEMEYEN elime geçen bütün vitamin haplarını alırdım ve vücut işlevlerime kafayı takmıştım. Amerikan Kanser Derneği Bütün büyük sağlık örgütlerinin hastalıktan korunma önerilerini uyguluyordum. Amerikan Kalp Kurumu Amerikan Diyabet Kurumu Düzenli egzersiz yaparım, sigara içmem, gazlı içecek içmem, uykumu alırım, stresten kaçınırım ve sağlıklı olduğunu düşündüğüm şeyleri yiyerek büyüdüm, ta ki- Dünya Sağlık Örgütü, bu sabah… FLAŞ HABER DOMUZ PASTIRMASI, SOSİS KANSER YAPIYOR …domuz pastırması ve sosis gibi işlenmiş etleri insanlarda kanser oluşumuyla, doğrudan ilgili, yani kanserojen olarak sınıflandırdı. İşlenmiş etlerin kanserde görülen artışla ilgisi açık. Sosis veya domuz pastırması sigara içmek kadar tehlikeli olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü on farklı ülkeden 800’den fazla araştırmayı değerlendirdi ve işlenmiş et tüketimi ile kanser arasında doğrudan bir ilişki tespit etti. Günlük sadece bir porsiyon şarküteri ürünü Uzmanlar her gün yenen 50’şer gram porsiyonluk işlenmiş etin kalın bağırsak kanseri riskini yüzde 18 arttırdığı sonucuna ulaştı. kalın bağırsak kanseri riskinizi yüzde 18 arttırır. Yediklerimizin kanser oranlarını etkilediğini hiç bilmiyordum. Ama işlenmiş etlere; sucuk, sosis, domuz pastırması, salam, jambon, pepperoni, soğuk et ve füme etin; yani kısacası büyürken yediğim her şeyin dâhil olduğunu fark edene kadar çok fazla işlenmiş et yiyormuşum gibi gelmiyordu. Dünya Sağlık Örgütü, işlenmiş eti, tıpkı sigara, asbest ve plutonyum gibi birinci derece kanserojen, ve kırmızı eti de ikinci derece kanserojen olarak sınıflandırdı. Şimdi ben tüm çocukluğum boyunca sigara içmiş kadar mı oluyorum? Eğer işlenmiş et sigara ile aynı görülüyorsa, çocukların bu şekilde beslenmesi nasıl yasal olabilir? Bu bilgiyi yeni zannettim ama bu tür çalışmalar 50 yıldır yapılıyor. Bütün hayatım boyunca bu işlenmiş etleri yediğime ve ne kadar zararlı olduklarını yeni öğrendiğime inanamadım. Bunu Amerikan Kanser Derneğinden, ulus çapındaki en büyük kanser örgütünden neden daha önce duymamıştım? Amerikan Kanser Derneği Web sitelerine girdiğimde, ana sayfalarında bu bilgilerin hiçbirinin yer almadığını gördüğümde şoke olmuştum. Ama daha da şoke edeni, Sağlıklı Beslenme sayfalarında, işlenmiş hindi eti ve konserve et gibi birinci derece kanserojen yiyecekleri yemeyi ciddi ciddi desteklemiş olmalarıydı. Ve bu olaylar Dünya Sağlık Örgütü’nün, işlenmiş eti kanserle ilişkilendiren 800’ü aşkın çalışmayı değerlendirmesinden sonra oldu.

Amerikan Kanser Derneği’ni aradığınız için teşekkürler, benim adım Sam, kanser hakkında bilgi uzmanıyım, bugün size nasıl yardımcı olabilirim?

Evet, sizi aradım çünkü web sitenizde hepinizin neden insanları, Dünya Sağlık Örgütü tarafından birinci derece kanserojen olarak sınıflandırılan işlenmiş eti yemeye teşvik ettiğinizi merak etmiştim. Tütün, sigara, asbest ve plutonyum da aynı sınıftan. Bu tıpkı, web sitesinde, Kendi Sigaranızı Nasıl Sararsınız başlığı olan bir akciğer derneği olmasına benziyor. Bu ikisi aynı şey.

Şey, sizi telefonda biraz bekletmeye alacağım çünkü… Adam sorularıma cevap veremedi ve birinin bana dönüş yapacağını söyledi. Kanser hakkında her zaman endişelenmiştim çünkü hem büyükannem hem de büyükbabam kanserden vefat etti. Eğer onlar beslenme ile bu illet hastalığın arasındaki bağı bilseydi her şey daha farklı olur muydu diye merak ettim. Amerika’da, dört ölümden biri kanser yüzünden oluyor. Oh, ne güzel! Amerikan Kanser Derneği’nin temsilcisi bu hafta bir röportaj yapmayı onayladı. Böylece, biz de Amerikan Kanser Derneği temsilcisi ile röportaj yapmaya gittik, ve güvenlik görevlisi bir röportaj tarihinin planlanmadığını söyledi. Ben de telefonuma baktım ve ortaya çıktı ki dün gece, ben temsilciye röportajın konusunun beslenme ve kanser arasındaki korelasyonla ilgili olacağını söylediğimde, kendisi bu röportajı artık yapamayacağını söyledi. Beslenme ve kanserle alakalı konuşmak için yapacağım röportajımı neden reddettiğini soran birçok e-posta yolladıktan sonra bana cevap vermeyi toptan bıraktı. Amerikan Kanser Derneği temsilcisi neden bunun hakkında konuşmak istemez ki? Her nasılsa, standart Amerikan tipi beslenme ve hastalık arasındaki bağ hakkında konuşmak isteyen doktorların büyüyen hareketi ile bağlantı kurmayı başarabildim. Ve olay kanserin ötesine geçti. Eski güvenilir karavanım Super Blue’yu bir daha alıp yollara düştüm.

Yetişkinlerin üçte ikisi aşırı kilolu ya da obez.

DR. ALAN GOLDHAMER KURUCU, TRUENORTH SAĞLIK MERKEZİ İnsanları zaafa uğratan ve giderek yayılan bu salgın ülkeyi ele geçiriyor. Beslenme ve hayat tarzımızla ilgili seçimlerimizin yarattığı bu salgın varken şu andaki tedavi şeklini ayakta tutabilmemizin imkânı yok.

DR. JOEL KAHN, TIP DOKTORU, KARDİYOLOG KALP DAYANIKLILIĞI İÇİN KAHN MERKEZİ Diyabet, arterit, kalp hastalıkları, bunama obezite, kanser, ölümlerin yüzde 70’ini etkiliyor. Tüm bu bilgiler ölümlerin ve hastalıkların yüzde 70’inin büyük oranda yaşam tarzına bağlı ve önlenebilir olduğunu gösteriyor. Amerika’da on yaşına kadar olan çocukların çoğunun DR. MICHAEL GREGER, TIP DOKTORU HEKİM, NYT EN ÇOK SATAN YAZAR arterlerinde şimdiden yağlı damarlar var ve bunlar kalp krizlerine ve felçlere neden olan damar tıkanıklığının ilk safhasıdır. DR. MILTON MILLS, TIP DOKTORU YOĞUN BAKIM UZMANI Biz Amerikan tıbbında hastalık modelleri üzerinden çalışıyoruz. Bizim işimiz hasta insanları tedavi etmek, bizim işimiz insanları hasta olmaktan korumaya çalışmak değil. MICHELLE MCMACKEN, TIP DOKTORU YARDIMCI DOÇENT, NYU Kronik rahatsızlık riskine baktığınızda etrafta gördüğümüz her şey endişe vericidir. Aslında, bu risklere gelindiğinde diyetle ilgili tercihler sigarayı gölgede bırakır. Eğer diyabetin, damar tıkanıklığının, DR. MICHAEL KLAPER, TIP DOKTORU, YAZAR yüksek tansiyonun ve obezitenin sebeplerini araştıran tüm araştırmacılara tek bir mesaj verecek olsaydım, hepsine cevabı üç kelimeyle verirdim: Tüm sebep yiyecek! Bu, Amerikalıların ne yediğiyle alakalı. Bugün, Amerikalıların 3’te 2’sinin aşırı kilolu olmasıyla beraber, bir beslenme sorununun olduğu açık. Önümüzdeki 25 sene içinde her üç Amerikalıdan biri diyabet hastası olacak. Benim adım Michael Abdalla. Atlanta, Georgia’danım. MICHAEL ABDALLA 69 YAŞINDA Ve maalesef, 10 sene önce bana diyabet teşhisi kondu. Ve sekiz yıl önce iki stent taktırdım. Nereye gideceğimi bilemedim, ne yapacağımı bilemedim, sanki… Bütün seçeneklerin tükenmiş gibi ve ne yapacağını bilemiyorsun. İlaçlarını alıyorsun. Doktorunu dinliyorsun. Kardiyoloğun şunu al diyor. Endokrinoloğun bunu al diyor. Ve genel pratisyen hekimin bir şeyler diyor… Neler döndüğünü anlamıyorsun. Bu gerçekten insanı zorlayan bir durum ve bu duruma gelmeyi asla istemezsiniz.

Hükûmet ve medya, diyabetin sebebi olarak neredeyse sadece egzersiz yetersizliğini ve şekerli yiyecekleri sorumlu tutuyor. Ama ben beslenme ve diyabetin rolüyle ilgili gerçek bir uzmanla görüşmek istedim Ben kıdemli bir doktorla, diyabet uzmanı ve araştırmacısı Dr. Neal Barnar’la konuşmaya gittim.

Şeker diyabete sebep vermede nasıl bir rol oynuyor?

DR. NEAL BARNARD, TIP DOKTORU KLİNİK ARAŞTIRMACI, YAZAR, BAŞKAN, İSDK Beni delirtiyor. Diyabet yüksek karbonhidratlı beslenmeden dolayı oluşmaz ve hiçbir zaman oluşmamıştır da, şeker yemekle de alakası yoktur. Diyabet hastalığının sebebi kandaki yağ miktarını arttıran bir beslenme alışkanlığıdır. Tipik bir et ağırlıklı, hayvan ağırlıklı bir diyetten bahsediyorum. İnsan vücudundaki kas hücrelerine baktığınızda onların küçük yağ parçacıkları ürettiklerini görürsünüz ki bunlar da insülin direncine sebep olur. ŞEKER YAĞ Bu demek oluyor ki, yediğiniz yiyeceklerden gelen doğal şeker ait olduğu hücrelere giremeyince kanda birikiyor ve işte bu diyabet hastalığıdır.

Daha önce etin diyabete sebep olmakla ilişkilendirildiğini hiç duymamıştım. Bize her zaman, bunun sebebinin şeker veya obezite olduğu söylendi. Ünlü kilo verme obezite cerrahı Dr. Garth Davis de buna katılıyor.

DR. GARTH DAVIS, TIP DOKTORU KİLO VERME UZMANI, THE DAVIS KLİNİĞİ Herkes diyabetin sebebinin karbonhidratlar olduğunu düşünüyor. EPIC çalışmasında 500.000 kişi ile büyük bir araştırma yaptılar, karbonhidrat tüketimi diyabetle ters orantılıydı. Bir başka deyişle, bir insan ne kadar karbonhidrat aldıysa, o kadar az diyabete yakalandı. Ama etin güçlü bir korelasyonu vardı. Aydınlanmayı yaşayın. Karbonhidratlardaki nişasta sizin için iyi. Onlar sizin için kötü değil. Karbonhidratın şişmanlattığı düşüncesi tamamen saçmalıktır. Sizin şişmanlamanızda karbonhidratın bir rolü yok. Glikojen denilen karbonhidrat karaciğer ve kaslarda depolanır. Yani, karbonhidrat yediğimizde ya onu depoluyoruz, ya da yakıyoruz. Yediğiniz yağ doğruca vücudunuzdaki yağa gider. Vücudunuz bu karbonhidratları aşırı şekilde kalori almadığınız sürece yağa çeviremez. Ve obezite, bir ölüm fermanıdır. Kansere çok daha fazla yakalanma riski altındasınız, neredeyse kesin olarak diyabet hastası olacaksınız. Kimse kilosundan utanmak istemez ve herkesin vücuduyla barışık olmasını isteriz fakat vücutlarımızla barışık olma akımı bizi hasta olmayla da barışık yapıyor ve bu büyük bir sorun. Hastaneye gidiyorum ve etrafıma bakıyorum diyalizdekiler, bütün bu hasta insanlar. Ve oradaki hemen tüm hastalıklar insanların yediklerinden kaynaklı. Konu şu: eğer şekerli bir kurabiye yersem şeker aklınızı çeliyor, tıpkı bir Truva atı gibi. Fakat o kurabiyenin içinde büyük miktarda tereyağı veya katı yağ var ve bunlar sizi şişmanlatır. Diyabete yol açan da bu kısımlar, şekerden çok yağlı yiyecekler. Şeker sizin için iyi olduğundan değil. Şekerde besleyici bir şey yok. Sadece fazla kalori. Fakat şeker yediğinizde bu hemen enflamasyona yol açmaz. Şeker yediğinizde damarlarınızda plak oluşmaz. Şeker yediğinizde vücudunuz bunun çoğunu glikojen olarak depolar ya da kalori olarak yakar. Şekere odaklanılması süt ürünleri, yumurta, inek, domuz, hindi ve tavuğun göz ardı edilmesine yol açıyor.

İnsanlar şunu anlamalı; eğer çocukları diyabet olursa bu yaşam sürelerinden 19 yıl düşmesi demek.

Ölüm kalım meselesi bu. Diyet ve hastalık konularında bilmediğim çok şey olduğunu fark ettim. Bu bilgiler adeta benden gizlenmişti. İşlenmiş et kansere yol açıyor. Şeker diyabetin nedeni değil. Bu doktorların iddialarından kuşku duyduğum için ben de kendi araştırmamı yaptım. Harvard araştırmacıları dokuz çalışmayı incelediler ve her gün bir porsiyon işlenmiş et yemenin diyabet riskini yüzde 51 artırdığını gördüler. %51 ARTIŞ GÜNDE BİR PORSİYON – DİYABET Et tüketimiyle diyabet arasındaki ilişki göz ardı edilemezdi fakat önde gelen diyabet kuruluşlarından Amerikan Diyabet Kurumunun internet sitesine girdiğimde bu bilgiye açıkça yer vermedikleri yetmezmiş gibi kırmızı et ve işlenmiş et önerileri olduğunu gördüm. Sağlıklı yaşam önerileri arasında domuz pastırmasına sarılmış karides vardı. DOMUZ PASTIRMASINA SARILI KARİDES Sağlıklı yaşam bu mu? Pekâlâ, Amerikan Diyabet Kurumuna bir e-posta gönderdim, bakalım bize cevap verecekler mi. Diyabet çok yıkıcı olmasına karşın kalp hastalığının yanında masum kalıyor. Her yıl 17 milyondan fazla insan kardiyovasküler hastalıklardan ölüyor. KARDİYAK KAFE Kalp hastalığı dünya çapında en önde gelen ölüm nedeni. Her üç insandan biri bu nedenden ölecek. Kardiyovasküler hastalıklardan ölen insanların sayısı her yılın her gününün her saatinde dört jumbo jetin düşmesine denk.

Adım Amy Resnic, Massachusetts’in Swampscott şehrindenim, Boston’ın biraz kuzeyinde. Yakın zamanda astım şikâyetiyle doktoruma gittim çünkü nefes almakta zorlanıyordum. Oradayken doktorum kan tahlili yaptı. Testlerden biri C-reaktif proteindi, birden üçe kadar dereceler var. Bir kalp hastalığı riski düşük ve üç kalp hastalığı riski yüksek demek. Benim sonucum 10,82 çıktı.

Bu ne anlama geliyor? Bu kalp krizine doğru gidiyorum demek. Doktorum bunun 30 gün içinde olacağını söyledi.

30 gün mü?

30 gün. Eğer bir şeyleri değiştirmezsem. Kalp aritmisi için bunu alıyorum. Ağrı için bunu. Ağrı için oksikodon. Ve stres için lorazepam. Kas gevşetici olarak siklobenzaprin. Ayrıca Topamax ve Prozac. Nefes almama yardımcı olması için bir CPAP cihazı da kullanıyorum. Geçen yılda astımım oldukça kötüleşti. Gün içinde ve ihtiyaç duydukça kullanıyorum. Uyandığımda yorgun oluyorum. Gün içinde yorgunum. Uyuyorum ama geçmiyor. Nefes alamıyorum. Sağlığım için değişiklik yapmam gerektiğini biliyorum. Aksi taktirde burada, ailemin yanında olamam. Kalp hastalığından bahsettiğimizde alkolün rolünün küçük olduğunu söyleyebilirim. Şekerin rolü de oldukça küçük. Sigara büyük bir etken fakat iyi haber şu ki, çoğu insan sigarayı bıraktı ya da hiç içmedi. Hayvansal kaynaklı beslenmenin kalp hastalıklarında rolü büyük ve de yaygın. Bütün bu görüntülemeler, DR. CALDWELL ESSELSTYN KARDİYOVASKÜLER ÖNLEME PROGRAMI, CLEVELAND KLİNİK SAĞLIK ENSTİTÜSÜ prosedürler, baypaslar, ilaçlar. Bunların hiçbirinin hastalığın kaynağıyla ilgisi yok. Böylece elde nedeni için gereken yapılmamış, tamamen iyi huylu, besin kaynaklı bir hastalık var. Bu tür ölü et bakterisi toksinlerini aldığımızda dakikalar içinde vücudunuzda enflamasyon oluşuyor, öyle ki damarlarınızın felce uğradığı söylenebilir. Damarların gevşeme becerisi yarıya düşüyor ve sertleşiyorlar. Yani sağlıksız beslenmenin zararlarının görülmesi için yıllar geçmesi gerekmiyor. Hayır, ağzınıza almanızdan itibaren dakikalar içinde, hemen orada ve o anda görülen zarardan söz ediyoruz.

Birçok insana aslında Alzheimer olmamalarına rağmen Alzheimer teşhisi konuyor. Bunların çoğu beyinlerindeki küçük damarlar tıkandığı ve sinir hücreleri oksijenli kan alamadığı için bunamadan muzdarip olan insanlar. Tahmin edin bu damar kaynaklı bunama neden ileri geliyor. O küçük atar damarlar sürekli kötü kolesterole maruz kalmaktan ötürü tıkanıyorlar, vesaire.

Durum oldukça açık. Hem kanser açısından hem de kardiyovasküler hastalıklar açısından hayvan kaynaklı proteinlerin büyük bir etkisi var.

Tavuk eti daha mı iyi?

Bu şuna benziyor: vurulmak mı istersiniz yoksa asılmak mı. Amerikan diyetinden çıkaracağım et ürünleri kümes hayvanları, hindi ve tavuk olurdu. Reklam kampanyalarıyla insanlar şuna inandırıldı: beyaz et yiyoruz, daha sağlıklı.

Yetişkin Amerikan diyetindeki sodyumun en büyük kaynağı tavuk. Doğal tavuk şeklinde etiketlenmiş olabilir ama içine tuz basılmıştır. 800 miligrama kadar sodyum içeriyor olabilir.

Heterosiklik aminler resmen kanserojendir, ve bunlar ısıtılan, pişirilen herhangi bir etin içerisinde ortaya çıkabilirler. Ama bu zamana kadar en büyük kaynak tavuk. Araştırmacıları fast food ve aile restoranlarına gönderdik. Sadece her restoranda değil, aldığımız her bir tavuk örneğinde kanserojen bulduk. Eğer biri ailesini getirir ve bir kova tavuk alırlarsa, kimse onlara bu tavukların kanserojen olduğunu söylemiyor. Eğer insanlara kanserojen satıyorsanız, onlara içlerinde ne olduğuna dair uyarıda bulunmak zorundasınız.

Fakat, Amerikan Kanser Derneği insanları kırmızı ve işlenmiş etten tavuğa dönmeleri konusunda teşvik ediyor. BALIK VE KÜMES HAYVANLARINI TERCİH EDİN Neden Amerikan Kanser Derneği Harvard Üniversitesi’nin çalışmaları fazla miktarlarda tavuk yiyen prostat kanseri erkeklerin hastalıklarının daha da gelişmesi riskini dört kat arttırdığını ortaya koyarken, insanlara bir kanserojenden öbür kanserojene geçmelerini söylüyor?

Amerikan diyetinde önde gelen kolesterol kaynağı tüketim miktarının çok olması nedeniyle, tavuk. Tavuklar kızarmış tavuğa ve organik tavuğa dönüştü. Bu maçoluk. Ama, gram başına düşen kolesterol neredeyse kırmızı etteki kadar fazla. KOLESTEROL BİFTEK 89 MG – TAVUK 85 MG Sırf miktarındaki fazlalık sebebiyle tavuk birinci kaynak. Onu yakından takip eden kaynak yumurta. Yumurtalar hakkında çok düşünmemiştim. Onları sadece sağlıklı bir diyetin standart parçası olarak düşünmüştüm. Ama, yaşam süresi beklentisi için günde sadece bir yumurta yemenin günde beş sigara içmek kadar kötü olduğunu gösteren araştırma buldum.

Bir tavuk yumurtasının sarısı doymuş yağ ve kolesterolün en yoğun kaynağıdır. Bir civcivi 21 gün boyunca dışarıdan hiç enerji almadan koşturarak üretilir. Salt yağ ve kolesteroldür. Ve bu kana karıştığında, kırmızı hücrelerimizi çevreler. Kanımızın akışkanlığı azalır. Hormonal seviyelerimizi değiştirir. Kolesterol seviyemizi yükseltir. Yumurtanın sarısını yemekte hiçbir sağlıklı yan yok.

Ama, kolesterolün ve doymuş yağın artık mesele olmadığını düşündüm.

TIME Tereyağı Tüketin

Ortaya çıkan tüm bu, doymuş yağı aklamaya çalışan çalışmalar, doymuş yağın birinci kaynağı et değil süt olmasına rağmen, süt endüstrisi tarafından yürütülen bir kampanyadır. 2008’de süt ürünleri endüstrisi bir toplantıda bir araya geldi ve amaçlarının süt yağının yasa yapıcılar ve tıp çalışanları nezdindeki olumsuz imajını nötrleştirmek olduğunu açıkça söylediler. Bu amaçla bazı çalışmalara fon sağladılar.

Medyadaki doymuş yağ çılgınlığını başlatan ana çalışmanın fon kaynağı Ulusal Süt Ürünleri Konseyi idi. Ulusal Süt Ürünleri Konseyince desteklenmiştir Yumurta endüstrisi de tüketicileri yumurtanın kalp işlevlerini kötü etkilemediği yönünde iddialarla yanıltan çalışmaları destekliyor. Aslında bir McDonald’s Sosisli McMuffin ile karşılaştırıldığında böyle. Yani aslında söyledikleri şu: yumurta yemek McMuffin yemek kadar zararlı. Biftek ya da işlenmiş et ya da sosisli sandviç gibi yiyecekler yediğinizde yalnız doymuş yağ almıyorsunuz. Bunların içindeki diğer toksinleri de alıyorsunuz. Hem demir, kanserojenler, işleme kimyasalları, bütün bunlar durumu yalnızca doymuş yağdan daha karmaşık yapıyor. Strateji onların ürünlerini daha güvenli yapmakla alakalı değil. Strateji şüphe uyandırmak için halkın kafasını karıştırmakla alakalı. Çok meşhur bir endüstri yazışması var. Şüphe bizim ürünümüzdür deniyor. Şüphe bizim ürünümüzdür. Tüm yapmaları gereken bu. Amerikalıları sigara içmenin sağlıklı olduğuna inandırmak zorunda değillerdi. Sadece şüphe uyandırmak zorundaydılar. O zaman kazanabilirler. Eğer yeterince tartışma olursa, insanlar ellerini kaldırıp “Ne yiyeceğimi bilmiyorum” der gibi olur. Kafa karışıklığı onların oyunu. İnsanların yediklerinin kalp hastalığına yol açtığını düşündüklerini sanmıyorum. “Bu genetik. Ebeveynlerimde de vardı” diye düşünüyorlar. İnsanların yediklerinin şeker hastalığına yol açtığını düşündüklerini sanmıyorum, ebeveynlerinde varsa, kendilerinde olacağını sanıyorlar. Kanserde ise, kesinlikle böyle düşünmüyorlar.

SUSAN LEVIN, LİSANSLI DİYETİSYEN, STDK İnsanların miras olarak aldıkları bir yaşam stilleri var. Çevresel olarak, yetişkinlliklerine taşıdıkları, çocuklarına aktardıkları kesin bir yeme ve içme şekline maruz kalıyorlar. Bundan dolayı kendileri de ebeveynlerinin, dedelerinin ve ninelerinin daha önce yaşadıkları hastalıklarla uğraşıyorlar. Ama, bunun önüne geçilemez. Genetik yatkınlığınız varsa bile bu hastalığa illa ki yakalanacağınız anlamına gelmiyor. Hastalığın ortaya çıkıp çıkmamasını belirleyen epigenetik değişkenler, kontrol edebileceğimiz şeyler olabilir. Çevresel etmenler, diyet ve yaşam tarzı etmenleri. Yani ne yediğimize bağlı olarak tümör baskılayan genler, tümör oluşturan genler gibi genlerin nasıl ortaya çıkacağını değiştirebiliriz. Yani, şanssız bir genetik mirasınız olsa bile bu durumu diyetle ödünleyebilirsiniz. Hep genç bir yaşta kalp hastalığına yakalanacağımı düşünmüştüm. Çünkü hem babam hem de büyükbabam kalp krizleri geçirmişti. Bana bunun kalıtsal olduğu öğretilmişti. Fakat kalp krizlerinin genlerinizden çok fazla et içeren diyetlerle ilgisi var. Bu yüzden Amerikan Kalp Derneğinin kalp dostu öneriler sayfasına girdiğimde bütün bir bölümün biftek tariflerine ayrılmış olduğuna inanamadım. Amerikan Kalp Derneği Biftek Tarifleri Bu tıpkı Amerikan Kanser Derneğinde olduğu gibiydi, birinci derece kanserojenleri sitelerinde öneriyorlardı. Rulo köfte, domuz filetosu, biftek. Bunlar öneri listesinde. Şaka mı bu? Sanki bu menü insanlara kalp krizi geçirtmek için. İnternet sitenizde kalp dostu öneriler kısmını fark ettik AMERİKAN KALP DERNEĞİYLE GÖRÜŞME ve neden bütün bir bölümün biftek tariflerine ayrıldığını anlamakta güçlük çektik. Ayrıca yumurta tarifleri için de bir bölüm var oysa kırmızı et ile kalp hastalığı arasında güçlü bir ilişki var. Dürüst olmak gerekirse, bilmiyorum. Benim işim bu değil. Sorularımı cevaplayamayan bir başka örgüt temsilcisi. Fakat birinin kısa süre içinde bağlantıya geçeceğini söyledi. Bense Amerikan Kardiyoloji Koleji başkanı Dr. Kim Williams ile konuşmayı başardım.

DR. KIM A.WILLIAMS, KARDİYOLOG, A.K.K. BAŞKANI Amerikan Kardiyoloji Koleji 47 bin üyesi olan ve büyüyen bir örgüt. Amacı kalp hastalığını azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini artırmak. Hipertansiyon ve diyabet rakamlarını inceler ve erkeklerde ölüm oranlarına bakarsanız hayvan ürünleri kısıtlandıkça bu rakamların düştüğünü görürsünüz. Peki balık? Balık biraz farklı. Önemli olan dört madde var: PCBler, cıva, doymuş yağ ve kolesterol. Kolesterol her yerde var. Ton balığındaki kolesterol bir bardak sütteki kadarken somonda veya tilapide domuz pirzolasındakinden fazla. Balıklara yansız olarak baktığınızda bunların cıva süngerleri hâline geldiklerini görürsünüz. Bu yüzden ülkenin birçok yerinde bir haftada şu miktardan fazla balık yemeyin şeklinde uyarılar var. Çünkü fazla cıva almak sizi öldürebilir. Büyük balıklar küçük balıkları yer. Onları da daha büyük balıklar yer. Bazı haşere ve yabani bitki öldürücüler balık etinde birikir ve insanların en sağlıklı balık olarak gördüğü somon dâhil büyük balıklarda bu haşere ve yabani bitki öldürücülerin miktarları şok edici boyutlarda. Bunların östrojenik ve kanser oluşturucu özellikleri de var. Sardalyanın diğer balıklara göre daha az zehirli atık içerdiği söyleniyor. Bir şeyde daha az zehir olması onu sağlıklı yapmaz. Sadece daha az zehirli yapar. Çiftlik balıkları da daha sağlıklı değil. Kapalı ortamda yetiştirilen tavuklar ve hindilerde olduğu gibi bu çiftlik balıklarına da antibiyotikler veriliyor. Aksi taktirde bunlarda mantar enfeksiyonları ya da bakteri enfeksiyonları görülüyor. Bunlara antifungal ve antibiyotik vermek zorundasınız. Bu maddeler de balıkların etlerinde birikiyor. Çevre kirliliğinin sağlımıza zararlı olduğunu biliyordum fakat bu maddelerin yiyeceklerimizi de etkilediğini hiç düşünmemiştim. Bilinen en zehirli insan yapımı kimyasallar olan dioksinler birçok hastalığa yol açıyorlar.

MIKE EWALL ENERJİ ADALET AĞI, İCRA DİREKTÖRÜ Endometriyoza neden oluyorlar, kanserlere neden oluyorlar, endokrin sistemde bozulmaya neden oluyorlar. DİOKSİNE MARUZ KALMA HAYVANSAL ÜRÜNLER %93 Bu maddeye maruz kalınmasında yüzde 93 pay et ve süt ürünleri tüketiminden çünkü besin zincirinde etkili bir şekilde yukarı tırmanıyor. Bu maddelere çöp fırınlarının civarında yaşayarak da maruz kalabilirsiniz. Fakat sizin soluyarak ancak 14 yılda aldığınız miktarı bir inek ot yiyerek bir günde alabilir. Ve bu dioksin hayvanın yağında birikir. Bu da hayvanın etini veya sütünü tüketen bir kimsenin aynı dozda dioksin alması demektir. Yani, her adımda besin zincirinde yukarı çıkıyor. Erkeklerin vücudunda dioksinlerin çıkması için bir yol yok. Fakat kadınlarda iki yol var. Her ikisi de bebek sahibi olmakla ilgili. Birincisi dioksin plasentadan anne karnındaki cenine geçer. İkinci olarak da anne sütüne geçer. Bu yüzden eğer bir anne et ve süt ürünleri tüketiyorsa ve bebeğini emziriyorsa cıva ve dioksin gibi maddelerin en zararlı etkileri emzirilen bebeğe geçecektir.

KIMBERLY SNYDER LİSANSLI BESLENME UZMANI, NYT ÇOK SATANLAR LİSTESİ Hamile kadınlara bazı balık türlerini yememeleri söylenir peki ya bütün diğer hayvan ürünleri? Bunlar ceninin gelişme aşamalarında, beden ve zihin gelişiminin bu en kritik aşamasında üreme sisteminde anomaliler, zihinsel bozukluklar ve hormon bozuklukları gibi birçok zarara yol açıyorlar.

İnsanların hamile kadınlara “Hamilesin, biraz süt içsene”, “Hamilesin, biraz balık ye” şeklinde yaklaşmaları kaygı verici. Bunlardaki kimyasallar nereye gidiyor sanıyorsunuz?

Bütün bu çevresel toksinler ve beslenme yoluyla alınan toksinler hayvanların dokularında birikir ve bunları yiyen anneye geçer ve sonra da çocuğa geçer, eğer bu ürünler hamileyken tüketilirse. Bu dediklerim hayvanların aldığı antibiyotikler, hormonlar ve steroidler için geçerlidir. Ticari hayvanlar genelde GDO mısır ve soyayla beslenir. Bunlar bitki öldürücülerle doludur. PCBler 70’lerden beri yasaklı fakat dioksinler olarak çevrede varlıkları sürüyor. Bu bileşikler hormonal, cinsel ve gelişimsel zararlara yol açabiliyorlar. Organik kırmızı veya beyaz et yemek sizi bu cıva, diyoksinler ya da strontiyum-90 gibi maddelerden korumaz. Çünkü bu maddeler her çeşit tarım alanına ve su kaynaklarına karışmış durumda, organik alanlar dâhil olmak üzere. Yani yediğiniz hayvanların nasıl yetiştirildiğinden bağımsız olarak bu maddelere maruz kalırsınız.

GDOların sağlık üzerindeki etkileri beni her zaman kaygılandırmıştır. Sonradan öğrendim ki GDOların çoğu çiftlik hayvanları tarafından yeniyor, en çok da süt inekleri tarafından. Bu bilgi ve biyo-birikim hakkında öğrendiklerim beni korkuttu. Özellikle hayatım boyunca tükettiğim peynir miktarını düşününce… Düşündüğünüz zaman, peynir inanılmaz bir ürün. Sağlığa zarar verme olasılığı olan ve insanlara sunacağınız en iyi yiyeceklerden biri. Düşünün, elinizde hayvansal bir ürün var. Yani biyolojik yoğunlaşmayla ilgili bütün sorunları taşıyor. Yüksek düzeyde işlenmiş bir yiyecek bu ve doğal olarak yüksek doymuş yağ içerdiği gibi yüksek tuz da içeriyor.

Süt ürünleriyle otoimmün hastalıklar arasında güçlü bir ilişki var. Bu ilişki yüksek miktarda mukus üretimi ve yatkınlığı olan çocuklarda hatta yetişkinlerde astımın şiddetlenmesiyle ortaya çıkıyor. Ayrıca süt ürünleriyle multipl skleroz ve tip 1 diyabet gibi otoimmün hastalıkları ve başka römatolojik hastalıklar arasında da ilişki var.

İnek sütü buzağı için gelişim sıvısıdır. Özünde süt budur. Dünyada inek sütüne ihtiyacı olan bir çocuk veya insan yoktur.

Tıpkı zürafa ya da fare sütüne ihtiyaçları olmadığı gibi. Dünyadaki çoğu insan laktoza duyarlıdır ve normal olan da budur. Vücudunuz bu enzimi, laktazı sütten kesildikten sonra, bebeklikten sonra neden üretsin, bunun bir mantığı yok.

Siyah Amerikalıların %73’ü laktoza duyarlıdır. Asyalıların %95’i, Amerikan yerlilerinin %70 civarı ve Hispanik Amerikalıların %53’ü laktoza duyarlıdır. Devletimiz farklı etnik kökenli Amerikalıları kendilerini hasta edecek gıdalar tüketmeye teşvik ediyor. MEYVELER TAHILLAR SÜT ÜRÜNLERİ SEBZELER PROTEİN CHOOSEMYPLATE.GOV İşin özü şu: bir siyah Amerikalı olarak devlet bana beni hasta edecek gıdaları tüketmemi söylüyor ki süt üreticileri para kazansın. Bu bir tür kurumsallaşmış ırkçılık. Evet, süt insan tüketimi için riskli bir gıda.

DR. PAUL PORRAS, PEDİATRİST Bir pediatrist olarak her gün süt ürünleri tüketimine bağlı olarak gelişen egzama, akne, kabız, asit reflü demir eksikliği, kansızlık gibi rahatsızlıkları olan çocuk hastalar görüyorum. İnek sütü proteini en alerjenik gıdadır. İnsanlar şöyle düşünüyor “Hayır, ben hormonsuz süt alıyorum, bovin büyüme hormonu içermeyen süt.” Süt hormonal bir sıvıdır. Cinsel hormonlarla ve östrojen, progesteron gibi doğal seks steroid hormonlarıyla doludur. Market sütü ya da organik süt fark etmez hormonsuz süt diye bir şey yoktur. Organik süt ürünleri de market ürünleriyle aynı oranda doymuş yağ, kolesterol ya da galaktoz gibi istemediğiniz maddeleri içerir. Süt ürünleri genel olarak birçok başka madde ile ilişkilidirler. En yaygınlarından biri de iltihaptır. Sütün içinde ne kadar iltihap olabileceğini sınırlayan yasalar bile var, sanırım santimetreküpte 750.000 hücre gibi bir sınır. Çünkü belli bir orandan fazla iltihap olursa süt yerine iltihap satarsınız insanlar itiraz edebilir. Hatta, peyniri pıhtılaşmış inek iltihabı gibi düşünebilirsiniz. Ama bana hep güçlü kemikler için süte ihtiyacımız olduğu söylendi.

JANE CHAPMAN Ben Jane Chapman, yakın zamanda, 61 kalçalarımın ve belimin röntgenini çektirdim. Kalçalarımda ilerlemiş osteoartrit çıktı. İki kalça artroplastisi için randevu aldım. Kemik kemiğe değiyor. Eklemlerimden sesler geliyor. Stabilitem korkutucu. Evde duvarlara tutunuyorum. Yürüme desteği kullanmam söylendi. Daha 61 yaşındayım. Bu yaşta insan böyle yaşamamalı. Elimde kalanın bu olduğuna inanmak istemiyorum. Araştırmacılar çocuklarda kemik gelişimini incelediler ve stres çatlakları gibi durumların olup olmadığına baktılar. En çok süt içen çocukların hiç bir koruması olmadığı görüldü. Süt güçlü kemikler sağlamıyor. Harvardlı araştırmacılar büyük bir yaşlı kadın grubunu 18 yıl boyunca gözlemledi. Süt içenlerin çatlaklardan herhangi bir koruması görülmedi. Çalışma: Süt kemikler veya vücut için iyi olmayabilir Yani sütün güçlü kemikler sağladığı ya da kemiklerinizi koruduğu eski inancı aslında sadece bir efsane. Süt içen kişilerde kalça çatlakları daha fazla, kanser daha fazla ve yaşamları daha kısa. Anlaşılıyor ki süt ürünleri tüketimi en yüksek ülkelerde osteoperoz oranları en yüksek. Yani, süt içmek kemiklerinizi korumuyor. Araştırmalarımda gördüm ki süt ürünlerinin birçok kanser türüyle de ilgisi var. Çoğumuz gibi ben de kanserin çoğunlukla kalıtsal olduğunu sanıyordum.

KALITSAL KANSER RİSKİ Fakat aslında kanserin yalnızca yüzde beş ila onu kalıtsal. Kanserler DNA mutasyonu sonucu oluşur ama hepsi bu değil. Mutasyon bir kanser hücresi yaratır ama bu kimseyi öldürmez. İki kanser hücresi de öldürmez. Fakat bir milyar kanserli hücre varsa bir sorununuz var demektir. Yani, insülin benzeri büyüme faktörü IGF-1 gibi kanseri büyüten nedenleri bedenimizden elimine etmeliyiz. Kanser hücrelerinin büyüme, yayılma ve metastazının her aşamasında bu büyüme hormonu var. Hayvansal proteinler IGF-1 düzeylerini artırıyor. Süt ürünleri çeşitli kanser türleri, özellikle hormonal olanlar için riski artırıyor. Yani, meme kanseri, prostat kanseri, yumurtalık kanseri. Yani, süt en saf hâliyle bile kullanmak isteyeceğiniz bir ürün değil, çünkü riskleri var. Süt ürünlerinin erkeklerde prostat kanseri riskini yüzde 34 artırdığını öğrendim. Ve meme kanserine yakalanmış kadınlarda günlük bir porsiyon süt ürünü bu hastalıktan ölme riskini yüzde 49 ve herhangi başka bir nedenden ölme riskini yüzde 64 artırıyor.

TÜM NEDENLERDEN ÖLÜM %64 MEME KANSERİNDEN ÖLÜM %49 PROSTAT KANSERİNDE ARTIŞ %34 Neden Susan G. Komen gibi meme kanseri siteleri herkesi bu konuda uyarmıyordu? Susan G. Komen’i aradığınız için teşekkürler. Ben Jocelyn, buyurun. Neden sitenizde süt ürünleri tüketiminin tehlikelerine dair uyarılar olmadığını merak etmiştik. Bu ürünlerin kanserle doğrudan ilgisi var. Ulusal Kanser Enstitüsü Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre süt ürünleri tüketen kadınlar meme kanserine yakalanırlarsa bu hastalıktan ölme riskleri yüzde 49 daha fazla oluyor. Bu bilginin neden sitenizde olmadığını merak ettim. Bu tip soruları cevaplandıramıyoruz. Bir kez daha bir başka sağlık örgütü çalışanı sorumu başkasının cevaplaması gerektiğini söylüyor. Bir kez daha baştan savılmaktansa Susan G. Komen’in yerel şubesine gittim. Bakalım onlar sorumu cevaplayacak mıydı. Onlar da sorularımı cevaplamak istemediler ve film çekmeyi durdurmamızı istediler. Yine de beni ulusal ofisle doğrudan bağlantıya geçireceklerini söylediler. Susan G. Komen’in pembe kurdele kampanyası meme kanseri hakkında farkındalık yaratmak için çok faydalı oldu. Gerçi bu kurdeleleri yoğurt ambalajlarında görmek kafa karıştırıcıydı. Meme kanseri sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzıyla engellenebilir. Fakat bunu yapmıyoruz. Pembe kurdelelerden bahsedip bütün parayı tedavi araştırmalarına yatırıyoruz. Mesela ben kızım, annem veya kendim için tedavi noktasına gelmemeyi tercih ederim. Ve daha fazla enerji ve çabanın da bunun için harcanmasını isterim. Eskiden tüm risklerine karşın tüm hayatım boyunca peynir bağımlısıydım. Diğer birçokları gibi peynire bağımlıydım. Anlaşılan o ki süt ürünleri ve özellikle peynirdeki ana protein olan kasein insan sindiriminde parçalanarak kasomorfin denen maddeyi oluşturuyor. Bunlar kaseinden türeyen, morfine benzer bileşikler. Beyne giderek eroinin bağlandığı reseptöre bağlanıyorlar. Yanlış anlamayın, eroin kadar güçlü değiller fakat kilo almanıza, daha önce olmadığınız kadar sağlıksız olmanıza karşın size tekrar tekrar peynir yeme isteği hissettirecek kadar güçlüler. Peynir insanları adeta çağırıyor. Kasomorfin ani bebek ölümü sendromunda ve otizmde rol oynuyor olabilir. Bu bizim bebeklerin inek sütü içmemesini istememizin nedenlerinden biri. İnsanda anne sütü litrede 2.7 gram kasein içerir. 2.7 gr KASEİN İNSAN SÜTÜ Bu rakam inek sütünde litrede 26 gramdır. 26 gr KASEİN İNEK SÜTÜ Bu neredeyse on kat daha fazla. Bağımlılık geliştirdiğine şaşmamalı. Bağımlılık hakkındaki bu konuşma bana hayvanlara verilen ilaçları hatırlattı. Gıda Güvenliği Merkezinin ana binasına gittim. FDA’nın faaliyetlerini gözlemleyen ulus çapında en büyük kuruluş. Gıdalarımızdaki ilaçlar hakkında ne kadar endişelenmeliyiz diye sormak için. Bildiğimiz en az 450 farklı ilaç var.

CRISTINA STELLA GIDA GÜVENLİK MERKEZİ, KURUM AVUKATI Bunlar hayvanlara tek ya da kombine hâlde veriliyor. Bunların verilmesinin çeşitli nedenleri var ve bu nedenlerin çok azı tüketici sağlığına yarar sağlıyor. İlaç şirketleri inek, domuz ve tavuk yetiştiricilerine JAYDEE HANSON, GIDA GÜVENLİK MERKEZİ KIDEMLİ STRATEJİ ANALİSTİ ilaç satabilmek için gerçekten çok sıkı çalışıyorlar. İlaç endüstrisi Amerika Birleşik Devletlerinde PAIGE TOMASELLI GIDA GÜVENLİĞİ MERKEZİ, KURUM AVUKATI ürettikleri antibiyotiklerin %80’lik kısmını hayvan üreticilerine satıyor. Etlerde antibiyotik ve başka antimikrobiyellerin kalıntıları var. Etlerde raktopamin bulundu, etlerde hormonlar bulundu. Yani bir parça etin içinde birçok farklı ilaç bulunabiliyor. İlaç endüstrisi hayvan ilaçlarının güvenli olduğunu test etmeli. Fakat bu ilaçların insanlar üzerindeki etkilerini test etmiyorlar. Sadece ilaçların hayvanlar üzerindeki etkilerine bakıyorlar. Federal kurumlardan sağlık ve çevre araştırmalarının sonuçlarını istediğimizde sayfalarca sansürlenmiş bilgi alıyoruz. Çünkü şirketler bu bilgileri ticari sır ilan ediyor. Tüketiciler tükettikleri ürünlerin içinde ne olduğundan habersiz. Yani bir şeyin beni ne kadar hasta edeceği ve çevreyi ne kadar kirlettiği şirketlere göre bir sır. Tütün endüstrisinde olduğu gibi hayvancılık endüstrisinde de bu şirketlerin çıkarları ürünlerinin etkilerinin ve bunların tüketiminin doğurduğu risklerin toplum tarafından bilinmemesini gerektiriyor. Öyle bir sistem var ki hayvanlar kendi dışkılarının içinde yaşıyor. Hasta hatta ölmüş hayvanlarla iç içe yaşıyorlar. Hasta veya ölü hayvanlarla aynı kafeslerde yaşıyorlar. Bur olumsuz koşullarda bakteriler yayılıyor, patojenler oluşuyor ve antibiyotik direnci gelişiyor. İnsanlar da bunlara maruz kalıyor. Zaten salmonella ve yediğiniz başka şeylerden ölen insanlar var. Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl bu şekilde 3000 insan ölüyor. Bu 11 Eylül saldırısında New York’taki ikiz kulelerde ölen insan sayısından daha fazla. Eğer bir terör örgütü her yıl 3000 insan öldürse hepimiz bu duruma tepki verirdik. Bu rakama antibiyotik dirençli bakterilerden ölen insanlar da eklendiğinde her yıl 20.000 insan ölüyor. Bu her yıl yedi tane 11 Eylül demek. Düşünebiliyor musunuz? Eğer bir terör örgütü her yıl Amerika Birleşik Devletlerinde bu kadar insan öldürse onları bulurduk!

ROBERT MARTIN PEW, ENDÜSTRİYEL HAYVANCILIK KOMİSYONU Biliyorsunuz, Dünya Sağlık Örgütü tıpta antibiyotik sonrası bir dönemin yaklaştığını söyledi. Küçük ameliyatlardan sonra ölümcül enfeksiyon kapma riskiniz olacak. Bir diş çektirmek için dişçiye gitmek riskli hâle gelecek. İç savaş dönemi tıbbı gibi olacak. Bacağınız enfeksiyon kaptığında bacağı kesmek zorunda kalacaksınız. Yani elimizde bu çok tehlikeli durum var. Bu hayvanları bir araya getirerek insanlara bulaşabilecek yeni bir grip virüsü için fabrikalar yaratıyoruz. Bir domuz çiftliğine yakın yaşıyorsanız büyük bir kompleks olması bile şart değil, bir atık sahası örneğin, MRSA enfeksiyonu kapma olasılığınız üç kat daha fazla. Bu durumun Kuzey Carolina’da, Duplin bölgesinde insanları nasıl etkilediğini görüp de buna kızmamak elde değil.

DUPLIN BÖLGESİ, KUZEY CAROLINA Çevresel bakış açısından, toplumsal bakış açısından, bütün açılardan Kuzey Carolina’da bir olağanüstü hâl içindeyiz.

LARRY BALDWIN SU KORUMA BİRLİĞİ Geçmişte domuz virüsü ya da H1N1 salgınları oldu. Domuz gribi salgının kaynağı Kuzey Carolina’da bir çiftlikti. Kuzey Carolina’da domuzların sayısı insanların sayısıyla yaklaşık aynı. Bir domuz, bir yetişkin domuz yetişkin bir insandan sekiz on kat fazla dışkı üretir. Kuzey Carolina’da on milyon domuz var. Bu yüz milyon insanınkine eş bir atık miktarı demek.

ON MİLYON DOMUZ = 100 MİLYON İNSAN Bu bütün Doğu Sahilinin tuvaletlerinin Kuzey Carolina’ya akması gibi bir şey. Fakat atık işleme yapılmıyor. Domuzların dışkıları yaşadıkları ağılların zeminindeki aralıklardan aşağı dökülüyor ve bunlar sonra büyük atık kuyularına pompalanıyor. Bunlardan nehirlere ve su kaynaklarına sızıntılar oluyor. Bu sularla tarlalar sulanıyor böylece çevre ve sağlık etkileri daha da büyüyor. Gidip bu domuz tesislerinin yerlerine bakarsanız bunların çoğunluğunun siyahi nüfusun yoğun olduğu yerlere yakın olduğunu görüyorsunuz. Düşük gelirli gruplar. Bu bir insan hakları meselesi.

RENE MILLER DUPLIN BÖLGESİ SAKİNİ Kız kardeşimde astım var, onun erkek kardeşinde de astım var. Daha üç yaşında. Başka ne hastalıklar var bilmiyoruz. Bende astım, sinüzit, ve bakteri kaynaklı sarkoidoz var. Kalp ritmimde bozukluk var. Kalp pili takıldı. Bu civarda yaşayan hemen herkeste astım ya da kanser var. Komşum geçen yıl kanserden öldü. Bu caddede yaşayan yeğenim de kanser. Ölümcül kanser, dördüncü aşamada. İçki içmez, sigara içmez. Akciğerlerinde değil lenf düğümlerinde. Burada yaşayıp ne yaptıklarını görünce domuz yemiyoruz. Nereden geldiğini bildiğimden domuz pastırması yemiyorum. Öldükleri zaman bir kutuya atılıyorlar ve orada sıcaktan şişip çürüyorlar. Sonra bir kamyon gelip onları Rose Hill’deki fabrikaya götürüyor. Bunlardan hayvan yemi yapılıp geri domuzlara veriliyor. Şimdi kapıdan çıksam eğer spreyleme yapılıyorsa doğrudan yüzüme gelir. Gelip yüzünüze çarpıyor. Daha önce hiç almadığınız bir kokusu var. Bir cesetten daha kötü kokuyor. Bu aile mezarlığı. Büyükannem, kız kardeşlerim, erkek kardeşlerim oradalar. Cenazeler sırasında spreyleme yapılıyor. -Cenaze sırasında? -Evet, cenaze sırasında. Cenaze sırasında spreyliyorlar. Cenazeye gelen insanlar burunlarını kapatıyorlar ve koktuğunu söylüyorlar. Bir Pazar günü bahçede bir şey yemek istesek spreyliyorlar. -Sence kasten mi yapıyorlar? -Bence öyle. Çünkü sadece Pazar günü spreyliyor. Pazarları hep spreyliyor. Bütün bu bölgede domuz ya da hindi çiftlikleri hep siyahi veya Latin bölgelerine yakın oluyor. İkisinden biri. Sizce bu bir vatandaşlık hakları sorunu mu? Evet, evet öyle. Bence öyle. Geçmişte Pazar günü kiliseye gitmek için hazırlanıp ISAAC WARD DUPLIN BÖLGESİ SAKİNİ evden çıktığımda güçlü bir kokuyla karşılaştığım ve eve dönüp üzerimi değiştirmek zorunda kaldığım zamanlar oldu. Çünkü koku kıyafetlerime sinmişti ve o hâlde kiliseye gidemezdim. Domuz gibi kokarken kiliseye gidemezdim. Bence devlet bunu umursamıyor. İnsanlara önem verdiklerinden fazla şirketlere önem veriyorlar.

DON WEBB DUPLİN BÖLGESİ SAKİNİ Bu eyalette daha fazla tavuk yetiştirecekler. Burası dünyanın dışkı ve sidik başkenti. Benim eyaletim, Kuzey Carolina. Bakın burada bir akarsu var. Benim arazimden geçiyor ve Contentnea Deresine akıyor. Bu akarsunun oradaki domuz çiftliğinden gelen dışkı ve sidikle dolduğunu gördüm. Sorunca “Biz dünyayı besliyoruz” diyorlar. Dertleri dünyayı beslemek falan değil. Dertleri para kazanmak. Ellerinden parayı alsanız herkesi aç bırakırlar. Dünyayı beslemek istiyorsanız bunu daha fazla mısırla yapabilirsiniz. Mısır, buğday gibi şeylerle yapabilirsiniz. Et olması şart değil. Et lüks bir ürün. Eğer yaptıklarımız başkalarına zarar veriyorsa yanlışız demektir. Fakat birçok iyi insan oturup domuz yiyor bunun başkalarını mutsuz ettiğini bile bile. Ertesi gün uyandığımda gördüm ki Burnt Nehrinde domuz çiftliklerinin kirliliğinden bir başka toplu balık ölümü olmuştu. On binlerce balık kıyıya vurmuştu. Sağlık hakkındaki bütün bu konuşmalarda Yalnızca kişisel sağlığa odaklandığımı fark ettim. Fakat sağlık artık çok daha fazlasını ifade ediyor. Konu aynı zamanda ailemin ve toplumumuzun sağlığıydı. Elimi vicdanıma koyduğumda başkalarına zarar veren bir endüstriyi destekleyemezdim. Hayvancılık kaynaklı kirlilik Kuzey Carolina’ya özgü bir durum değil. Yiyecek amaçlı hayvan yetiştirmek bütün taşımacılık sektöründen fazla sera etkisi gazı üretiyor. Yağmur ormanlarının yok olmasında, türlerin soyunun tükenmesinde, okyanus ölü bölgelerinde ve tatlı su harcamasında da önemli bir neden. Amerikan Diyabet Derneği nihayet dönüş yaptı ve bir röportaj yapmayı kabul ettiler. Amerikan Diyabet Derneği röportajına hazırlık için diyabet diyet planlarına bir göz attım. Bunlar diyabetle ilişkili yiyeceklerle doluydu. Önerdikleri yiyecekler bunlarken insanların diyabete yakalanmamasını nasıl bekliyorlardı? Ulusal Sağlık Enstitüsü sitesinde yayınlanan birden fazla hakemli makalede düşük yağlı bitki ağırlıklı bir diyetin diyabeti kontrol hatta azaltmak için ADK tarafından önerilen et ve süt ütrnleri içeren diyete göre iki kattan fazla etkili olduğunun yazdığını gördüm.

DR. ROBERT RATNER AMERİKAN DİYABET KURUMU, CSMO Amerikan Diyabet Kurumu Amerikan Diyabet Kurumunun misyonu diyabetin önlenmesi ve tedavisi için yollar bulunması ve bu olana kadar diyabetten etkilenen insanların yaşam kalitelerinin artırılmasıdır. Bunu önlemenin en iyi yolu nedir? Tip 2 diyabet için bu belirsiz. Tip 2 diyabeti henüz herkeste önleyemiyoruz. Yaptığımız araştırmalarda okuduğumuz bazı çalışmalarda diyabetin saf bitki kaynaklı bir diyetle tedavi edilmesinin potansiyel olarak mümkün olduğu yazıyor. Bunu göstermek için yeterli kanıt olduğunu düşünmüyorum. Sizin önerdiğiniz diyetle karşılaştırılırsa peki? Biz belirli bir diyet önermiyoruz. Sağlıklı beslenmeyi öneriyoruz. Sitenizde yazılı olan. Biz sağlıklı beslenme öneriyoruz. Sitenizde… Günlük kesin öğün listesi, tam bir öğün listesi yok mu? Onlar düşünülebilecek bazı yiyeceklerin bir listesi. Önerdiğimiz bir diyabet diyeti yok. Peki bu önerilen liste ile yalnızca bitki içeren bir diyet karşılaştırılırsa? Kimse öyle bir çalışma yapmadı. Aslında biz bazı çalışmalar bulduk. 74 haftalık bir çalışmada düşük yağlı vegan diyeti ve sizin planınız karşılaştırıldığında -tip 2 diyabette- -Bence bu konuşma bitmiştir. Bununla ilgili bir tartışmaya… Ben sadece bunun doğru olup olmadığını öğrenmek istemiştim. Herhangi bir diyet insanlar takip ederse uygun olabilir. Ama uygun olmayan bir diyetse örneğin biri McDonald’s ürünleri içeren bir… Size uygun diyetin değil uygun olmayanın ne olduğunu söyleyebilirim. Böylece iyi diyetlerden söz edebiliriz.

Neden olduğundan emin…

Bu konuya girmeyeceğim.

Diyet konusu mu?

Hayır. Neden? Eğer bu konuyu konuşmak istiyorsanız konuşmanız gereken kişi ben değilim. Peki neden? Eğer bu konuyu konuşmak istiyorsanız konuşmanız gereken kişi -ben değilim.

Diyet konusu mu? Diyet konusunda kimle konuşabiliriz? Kimle isterseniz konuşabilirsiniz. Fakat sizin bir diyet önermemenizin nedeni- Çünkü elde yeterli veri yok. Fakat bizim bulduğumuz veriler, Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Avrupa’da,

Avrupa Diyabet-

Konuşma bitmiştir. Konuşma bitmiştir. Üzgünüm ama sizinle -bunun tartışmasına girmeyeceğim.

Ben sadece merak ediyorum… Sizinle bunun tartışmasına girmeyeceğim. Neden tartışma olsun ki? Ben sadece Avrupa’da ve başka yerlerde yapılan diyabet çalışmalarının sonuçları…

Birçok çalışma var…

Neden tartışma olsun ki? Literatürde birçok çalışma var. Bunların birçoğu hiç tekrarlanmadı ya da açıkça yanlış. Bu yüzden hakemli yayınlar var. Avrupa Diyabet Çalışmaları Kurumu hakemli bir yayındı ya da… Hangi çalışmadan söz ettiğinizi bilmiyorum. Şu anda o çalışma da elimizde olmadığından

Bir yorum yapmayacağım.

Ben size gösterebilirim. Üzgünüm bunun için zamanım yok. Neden bir tartışma olması gerektiğini anlamıyorum. Bu ilginçti. Onun konuşmak istediği diyabet olup daha uzun yaşayan insanlar fakat diyabetin ortadan kaldırılması ya da önlenmesinden söz açtığımda çizgiyi aşmış oluyorum. Önleme ve iyileşme… Oraya girmeyelim. Amerikan Diyabet Kurumu CSMO’su Dr. Ratner’ın diyet konusunda konuşmak istemediği gibi sorularıma bu şekilde bir reaksiyon göstermesi bana onun ortaya çıkmasını istemediği bir yerlere varmakta olduğumu hissettirdi. Tip 1 diyabetin önlenmesinin imkânsız olduğunu düşünmüştüm hep. Fakat daha sonra, bir araştırma yaptım ve günlüğe erken yaşta maruz kalma ve tip bir diyabet arasındaki bağlantıyı referans gösteren sayısız çalışma karşılaştım. Bu, buzağı için yapılan bir gıda.

DR. JOHN MCDOUGALL, İ.M. DOKTOR, ÇOK SATAN YAZAR İnek sütü proteini kan dolaşımına girer, ve vücut buna, “Hey, bunun kana karışmaması lazımdı.” der. İnek sütü proteinlerine antikor üretir ardından pankreasa saldırı ve pankreasa zarar verir. ADA bunu internet sitelerinde nasıl göz önünde bulundurmaz ki? Neden tüm anne babaları bununla ilgili uyarmaz çok az şans olsa bile bunu neden yapmaz? Neden diyabetle bağlantı bu yemekleri bilfiil yemelerini önerir? Tüm büyük sağlık kuruluşları görünüşe göre savaştıkları bu hastalık neyse, doğrudan onlarla bağlantılı olan bu gıdaları yemeleri konusunda teşvik ediyor. Amerikan Kalp Birliği bifteği destekliyor, Amerikan Kanser Topluluğu işlenmiş eti, gündelik ürünlerde pembe şeritleri ve Amerikan Diyabet Topluluğu da domuza sarılı karidesi destekliyor. Ardından, hepsi anlaşmaya varıyor. Peki ya… Amerikan Diyabet Topluluğu Sponsoru İşte bir de bu var. Amerikan Diyabet Topluluğu, Dannon’dan parayı alıyordu, dünyanın en büyük günlük yoğurt üreticilerinden birinden. Velveeta işlenmiş peynirlerinin üreticisi Kraft Foods, Oscar Meyer işlenmiş etleri, Lunchables işlenmiş çocuk yemekleri ve Bumble Bee Foods işlenmiş konserve et. Amerikan Kanser Derneği Sponsoru Amerikan Kanser Derneği şunlardan para alıyordu. Dünya’nın en büyük et üreticilerinden biri olan Tyson’dan, ve Yam’dan! Pizza Hut, KFC ve Taco Bell’in sahibi markadan. Amerikan Kanser Derneği Tyson Yum! Pizza Hut KFC TACO BELL Göğüs kanserine karşı savaşması gereken Susan G. Komen Sponsor Susan G. Komen, KFC ile Dietz Watson işlenmiş et ve Yopait yoğurt aracılığıyla şirket ortağıydı. Amerikan Kalp Derneği ise, hepsi arasında muhtemelen en rahatsız edicisiydi. Amerikan Kalp Derneği Sponsoru Biftek, kümes hayvanları ve günlük ürünler endüstrisinden Amerikan Kalp Derneği TEKSAS BİFTEK TOPL. GÜNEY DAKOTA BİFTEK ENDÜSTRİSİ TOPLULUĞU yüz binlerce dolar almaktaydı.

KENTUCKY Biftek Topluluğu Nebraska Biftek Topluluğu Colorado Biftek Topluluğu Idaho Biftek Topluluğu Ayrıca işlenmiş gıda üreticilerinden de milyonlar alıyordu. Bu organizasyonların her biri, bu hastalıklarla bağlantılı olan et ve günlük gıda şirketlerinden para almaktaydı. Bu, Amerikan Akciğer Derneği’nin tütün şirketlerinden para alması gibidir. Cevap alamamak beni delirtiyordu. Amerikan Kalp Derneği Ulusal Merkezi Bu yüzden, bu kuruluşların merkezine kendi başıma gittim. Bizzat birisiyle konuşmamız gerekli. İnsanlara yemeleri önerilen gıdalardan dolayı ölen milyonlarca insan var. Susan G. Komen’in Yoplait’den neden 35 milyon dolar aldığını bulmak istiyordum ki bu gıda ile kadınların göğüs kanserine yakalanma ihtimali %49 artabiliyor. Amerikan Kanser Derneği’nin KFC ve Tyson’dan para alma nedeni et yemeyi teşvik etmek miydi? Ancak, bu organizasyonların her biri, görüşmeyi reddetti. Amerikan Kalp Derneği, Amerikan Diyabet Derneği gibi, MICHELE SIMON HALK SAĞLIĞI AVUKATI, YAZAR önde gelen sağlık organizasyonlarına, artık inanamayışımızla ilgili üzücü olan şey de şu ki, bunlar önlemeye yardımcı olmaları gereken hastalıklara neden olan şirketlerden para almaktadır. Bu yüzden, beslenme bu şirketlerden geçtiği için gerçekler, sizin asla duyamayacağınız şeyler oluyor. Bu onların finansmanlarının sonu, işlerinin sona ermesi, hukuki işlerin başlaması tümüyle başlarına felaket getiren bir olay ve organizasyon olarak sonlarının gelmesine neden olurdu.

STEVE-O KOMEDYEN, FİLM VE GÖSTERİ, JACKASS Amerikan Diyabet Derneği için, bu kez, bağış yardımı için davet edildim. Gittiğimde, büfede her şey vardı ve tamamı hayvan ürünleriydi. Devasa tavuk mangalını hatırlıyorum. Çıldırmıştım. Dedim ki; “Diyabet etkinliğinde tavuk vermek, Alkol Karşıtı toplantısında alkol vermek gibi.” Saçma. Önde gelen bir cerrahla, bir görüşme filmi planlamıştık. Fakat binaya girmeden önce, hastanenin basınla ilişkiler müdürü bizi durdurdu. Aslında doktorun size burada bugün film çekebilirsiniz demesini anlıyorum, ancak maalesef, bu mümkün olmayacak. Diyetlerini değiştiren hastalar için danışmanlık yaptığını biliyorum, fakat hastane bu ameliyatlardan para kazanıyor ve gerçek de şu ki, kendi de bundan kazanıyor. Bu yüzden, hastaneyi olumsuz şekilde etkileyebilecek bir şey olmasına izin veremeyiz, maalesef bugün film çekemeyeceksiniz. Gerçi yapabilirsiniz demişti. Hastanenin, insanların sağlığından ziyade, hastanenin kârı konusunda bu kadar açık olabilmesi beni hasta etmişti. Sadece bu hastane veya bu organizasyonlar mesele değildi. ABD Hükumeti bile buna dâhildi. Her beş yılda, ABD Tarım Dairesi Amerikalılar için diyet rehberi yayınlar. Bu kılavuzu yayınlayan komite, McDonald’tan para alan bireylerden oluşuyor. İsim vermek gerekirse, Ulusal Günlük Gıda Kurulu, Amerikan Et Enstitüsü, Ulusal Günlük Gıda Heyeti, Ulusal Çiftlik hayvanı Heyeti, Amerikan Yumurtacılık Heyeti, Dannon, şeker ve tatlı şirketleri, Coca Cola ve Anheuser bunlardan birkaçı. Bu da demek oluyor ki, diyetle ilgili tavsiyeleri, tam da bizi öldüren şirketlerden alıyoruz. ABD Diyet Derneği, her beş yılda bir, Amerikan halkı için tüketmeleri durumunda onları öldürmesi garanti olan, milyonlarca Amerikalıyı öldürecek bir piramit ya da bir Güç Tabağı oluşturur. Bizi koruması gereken ABD Diyabet Derneği’nin, iki görevi vardır. Bizi koruması gerekir ve üreticiyi koruması gerekir. Bu ikisi kafa kafaya gelirse ne olur bilin bakalım? Genelde üreticiyi korurlar. Dr. Greger tarafından ortaya çıkarılan kendi iç belgelerinde, ABD Diyabet Derneği, yumurtanın besleyici, düşük yağlı, dengeli diyetin bir parçası, düşük kalorili, sağlıklı, zararsız olduğunu resmen söyleyemediğini kabul eder. İyi ya da zararlı da diyemez. Federal kesinti programlarına rağmen hâlen bu ürünleri Amerikan halkına teşvik etmeye devam ediyorlar.

DAVID SIMON AVUKAT, YAZAR, “BESLENME BİLİMİ” Bir kişiye kesinti programı diye bir şey duydunuz mu diye sorsanız, muhtemelen duymadım der. Her gün olmasına rağmen bu programların mesajlarını görürler. Yani, kesinti programlarının sorumluluğu televizyonda, internette, reklam panolarında ve dergilerde gördüğümüz “Süt vücuda faydalıdır,” ya da “süt yaşamı” türünden mesajları görmemizi sağlamaktır.

HEPSİNİN ÖTESİNDE, AKŞAM YEMEĞİNDE BİFTEK YENİR. “Akşam yemeğinde, biftek yenir. Çok güzel domuz eti.” Domuz eti – İlham alın inanılmaz! “İnanılmaz gıda, yumurta.”

MARK KENNEDY AVUKAT, PCRM Günlük gıda kesinti programı, Dominos’a 12 milyon doları, sadece ağır peynir ürünlerini pazarlaması için vermiştir. Bu da, ABD Diyabet Derneği, bu ise hükumet. Pizza Hut pizzaları, ekmek kenarı ya da bir kalıp peynir için bu reklamları görürseniz, ÜÇ KATLI PEYNİRLE KAPLI KITIR EKMEK tüm bunlar endüstri için birer reklam planıdır. ÇEDAR, ASİAGO VE PARMESAN PEYNİRİ Biftek üstüne nasıl daha çok peynir, kahveye nasıl daha çok süt koyarız? Bu tür inanılmaz derecede sağlıksız ürünlerin tüketimini artıracak türden şeyler. Örneğin McDonald’s, hep tam zamanlı altı çalışana sahip, bizim bulduğumuz kayıtlara göre, bu kişilerin maaşları bu hükumet programınca ödenmekte ancak finanse edilmesi onları düzenleyen üreticilerce yapılmaktadır. Bu altı McDonald’s çalışanı merkezde oturup yeni fikirleri üretmekte. Üç kat peynirli McCheese çöreğine domuz etli peynir dilimi doldursak? Fazladan peynirle mi?

Güzel!

Evet! Bunların hükumet programı olduğunu günlük bazda düşünmezsiniz. Wendy’s Domuz Etli Duble Çizburgeri Hükumet programı. Dunkin’ Donuts’taki biftek fajita. SOUTHWEST BİFTEK KAHVALTILIK BURRITO Hükûmet programı. Yemekle ilgili bir görüşün, katıksız zırvanın bir hükumet programı olduğunu hiç düşünemezsiniz.

ABD DİYABET DERNEĞİ Kesinti programını yararsız yapan en inanılmaz şeylerden biri de bu, hükumetimiz daha fazla biftek tüketin, daha çok süt için, daha çok peynir, daha çok domuz eti yiyin diyor. Günlük gıda endüstrisinin ürünlerini en etkili şekilde teşvik edeceği yollardan biri, çocuklara ulaşmaktır. çünkü çocuklar kolay etkilenirler, tüm hayatları boyunca tüketici olurlar ve onları küçükken elde etmeleri iyi olur. Bu yüzden, günlük gıda tüketimi devlet okullarında bu ürünleri ülkenin tümünde teşvik için en az 50 milyon dolar harcıyor, sütten bıyıklı insanlarla ve “Süt vücuda faydalıdır” ya da “süt hayattır” mesajlarıyla bunu yapıyorlar. Tütün endüstrisi gibi, genç insanları hedefleyerek ölmekte olan tüketicilerinin yerine yenilerini koymaktadırlar. Et endüstrisi genç insanları hedef alması gerektiğini biliyor. Bu yüzden bu gıdalar okullarımızda ve pazarlama mesajları genç ve daha küçük yaşlar için bu sayede çocuklar hep yanlış türde yiyeceklerin ağına takılır. Yani, her türden paralellikler mevcut. Okul her herde işlenmiş eti yasaklar, ama menüde domuz eti, sucuk, sosis veya sucuklu pizza olur Bunların her biri işlenmiş ettir ve bir kolon kanseri için son derece, doğrudan bağlantılıdır. Yine de, her gün okulda işlenmiş etli ürünler vardır. Eğer sağlık bakanlığı kanser riski nedeniyle tütün ürünleri üzerine uyarı yazısı koyuyorsa, et üzerinde neden aynısı geçerli olmuyor? Kamuya açık verilere dayanarak, kesinti programları yoluyla ürünlerini teşvik için en az 557 milyon dolar harcadıklarını biliyoruz. Lobicilik kongresine en az 138 milyon dolar harcadıklarını biliyoruz.

ET VE GÜNLÜK GIDA HARCAMASI 557$ MİLYON HARCAMA TEŞVİKİ 138$ MİLYON LOBİCİLİK Bundan daha fazla harcama yaptıklarını tahmin ediyoruz. Rakamları göre halka açıkça sunamayacakları kadar. Sektörün lobicilik gücü o kadar yüksek ki kanun çıkartıp mevzuatlara geçirebiliyorlar. Bunu Amerika’nın faydasına olmayan bir yolla yapabiliyorlar. Örneğin bilgi uçurmayı yasaklama veya fotoğrafla taciz gibi tarımdaki susturma kanunları bu sektörce çıkarılabiliyor. ABD’deki eylemciler hayvanları kullanan herhangi bir iş dalını bozdukları için terörist olarak cezalandırılabilirler. Hayvan Teşebbüs Terörizm Yasası’ndan çok daha komik olanlarına kadar örneğin çizburger kanunu ile cezalandırılabilirler. Çizburger kanunu der ki, bir şikâyetçi bir üreticiye, dağıtıcıya veya perakendeciye dava açamaz. Teoride, o gıda davacıyı obez yapar veya obezite ile ilişkili bir hastalığa sebep olur. Çizburger kanunları, tütün sektörü gibi soruna karşı doğrudan cevaplıdır. Big Tobacco şirketi, eyalet tıp programına 400 milyon dolar ödeme yapmıştır. Yandaşlara göre çizburger kanunları, “et ve gündelik gıdaya aynı şeyin tekrar olmasını bizler istemiyoruz” diyor. Bu kanunların bir model taslak üzerine kurulu olması gerçeğine Sağduyulu Tüketim Yasası denir. Esasında bu ironiktir çünkü dediklerine göre siz, tüketicilerin sağduyusu olmalıdır zararlı bir şey tükettiğinizi bileceksiniz der. Gücünü ve etkisini anlayamamış olabilecek insanlara sık sık et sektörünün tipi özelliklerini yazdım. Big Tobacco ve Big Pharma’nın tüm parasının oradan geldiğini ve Ulusal Tüfek Birliğinde bir nefsi olduğunu belirttim. Yani, ortaya çıkan her küçük sorunu, yani insanı öldürüp yok ederler.

Robert Martin abartmıyordu. Yumurta sektörünün kârı yumurta benzeri Hampton Creek Foods şirket tarafından tehdit edildiğinde, Ryan Shapiro ve Jeffrey Light, aşırı rahatsız edici e-postalar buldu.

RYAN SHAPIRO ULUSAL GÜVENLİK TARİHÇİSİ Amerikan Yumurta Kurulu’ndan gelen belgeleri açığa çıkardık Hampton Creek’in “Amerikan yumurta sektörü geleceğine bir kriz ve büyük tehdit” olduğu alıntısını yapan evraklar bulduk. Amerikan Yumurta Kurulu yumurta yerine başarılı bir muadil şirket bulur, bu ise onlara bir tehdit oluşturur. Hükumet e-posta adresi ile bir şaka içerikli CEO cinayeti hakkında.

Hükûmetin yumurta sanayisinin liderleriyle yaptığı dâhili yazışmalarda Hampton Creek CEO’su Josh Tetrick’i öldürtmekten söz ediliyor. Onu öldürtmek için para birleştirebilir miyiz? Buna Amerika Yumurta Kurulu’nun yönetici müdüründen gelen tehditkâr bir e-posta dâhildi. “…Brooklyn’deki eski dostlarımdan Bay Tetrick’i ziyaret etmelerini mi isteyeyim?” Mitch Kanter, EVP AEB Et üreticileri ürünlerinin sebep olduğu kalp hastalıklarının, ya da çevresel yıkımın ya da ekonomistlerin deyişiyle diğer dışsallıkların bedelini ödemek zorunda kalmıyor. Bir de işin ecza yanı ve statükoyu korumazsa mahvolacak, çok güçlü bir eczacılık endüstrisi ve lobisi olduğu gerçeği var. Bu kronik hastalıklar eczacılık endüstrisinin para kaynağı.

5 milyar dolarlık bir stent sanayisi var. Bunu ellerinden kaçırmak isterler mi? 35 milyar dolarlık bir lipit düşürücü ilaç sanayimiz var.

5 MİLYAR DOLARLIK STENT SANAYİSİ 35 MİLYAR DOLARLIK LD İLAÇ SANAYİSİ Bunları hiç ellerinden kaçırmak isterler mi? Eczacılık endüstrisinden bahsediyorum. Doktorlara ne söylendiğini onlar kontrol ediyor. Önleme açısından pek araştırma yapılmıyor. Araştırmalar belli hastalıklar için kullanabileceğimiz ilaçlar adına yapılıyor.

İki farklı tansiyon ilacı kullanıyorum. Altı tür astım ilacı. Dört yıl iğne olmama rağmen. Ayrıca, o ilaçlardan bazılarının yan etkilerini gidermek için de ilaç kullanıyorum. Yüksek dozda anti depresan kullanıyorum. Sırtım ve kalçalarım için iki ayrı ağrı kesici.

Yaklaşık 16 ilaç alıyorum. Sabahki insülini saymazsak. Sabah ve akşam, 32-34 birim insülin alıyorum. Her gün. Ad verecek olursam, Lantus. Bu ilaçların bazıları diyabet için. Bu idrar için. Prostatım için kullanmak zorundayım. Bunu da kalbim için kullanmam lazım. Bunu da tansiyon için. Böyle devam edip gidiyor. Doktorlar bana bundan sonra böyle yaşamam gerektiğini söylüyor. Çok asap bozucu ve stresli. Karaciğerim bunca ilaca daha ne kadar dayanacak, bilmiyorum. İster bağışıklık sistemi hastalığı, ister tansiyon ya da diyabetiniz olsun geleneksel tıbbi tedaviler uygulandığında size ilaç almanız gerektiği söylenir. Üstelik yalnızca bir hafta, bir ay ya da bir yıl için değil. Size ömrünüzün sonuna kadar ilaç almanız gerektiği söylenir. Doktorunuzun tavsiyesine uyarsanız sonsuza dek hasta kalacağınız garantidir. Hiçbir zaman iyileşmezsiniz. Bu kesindir. Çünkü stratejiler tamamen belirtileri manipüle etmek üzerinedir. Asıl sebebi yok etmek üzerine değil. Teşhisiniz koyulduktan sonra avuçla ilaç alırsınız ve bunların hastalığın sebebiyle hiç ilgisi yoktur. Ya da, hastalığın sebebiyle hiçbir alakası olmayan ameliyatlar olursunuz. Hapın size yardım edeceğini, atar damarlarınızı açacağını, sizi felçten koruyacağını söylerler, ama hepsi aldatmacadır. Lipit düşürücü ve benzeri ilaçlar alan kişiler yine de kalp krizi geçirir, yine de felç olur. Bunlar hastalığı tersine çevirmez. Plakları küçültmez. Bu, muazzam bir aldatmacadır.

ABD’de kalp hastalığı, kanser ve diyabet gibi kronik hastalıkların tedavisi 1,5 trilyon dolarlık bir endüstridir. Bu, dünyanın onuncu en zengin ülkesinin GDP’sine eşit. Geri dönüp sağlık kuruluşlarının finansmanını incelediğimde yine aynı şeyi gördüm. Bu kurumlar aynı hastalıklardan milyonlarca dolar kazanan ecza şirketlerinden milyonlarca dolar kabul ediyordu. Sözde son vermeye çalıştıkları hastalıklardan kazanılan parayı. Bu bana büyük bir çıkar çatışması gibi geliyor. Tabii hastalıkları sona erdirmek asıl hedef değilse, o ayrı. Eczacılık endüstrisi lobiciliğe diğer bütün endüstrilerden fazla para harcıyor. Tıpkı hayvan tarımı gibi, onlar da o kadar güçlüler ki, kendi kanunlarını yazıyorlar. Kanunlarla aktivistleri hapse attırıp susturuyorlar.

JAKE CONROY HAPİS YATMIŞ AKTİVİST Devlet en çok parayı verenle, yani ilaç endüstrisiyle, hayvan tarımı endüstrileriyle işbirliği yapıyor. Bunlar devlete büyük paralar, kaynaklar kazandırıyor. Devlet de bunun karşılığında onlara istedikleri her şeyi veriyor. Sübvansiyonlar, onlara karşı gelen aktivistleri hapse atmak… Bence bu endüstrilerin insanları sırf resim çektiler diye suçlu göstermek adına böyle sıkı çalışıp bunca para harcaması durumu açıkça belli ediyor. Bunu sırf bazı tesislerde neler olup bittiğini kaydettikleri ve insanlara açıkladıkları için yapıyorlar. Duvarların ardındalar, yer altındalar. Kimsenin bilmediği gizli tesislerdeler. İnsanlar bilse, şoka uğrar ve dehşete düşerlerdi. Bence insanlar ilaçlarının, gıdalarının böyle yerlerden geldiğini bilmek istemiyor. Ve bence tarımla ilgili bu sessizlik kanunları insanları susturmak ve gerçeği göstermelerine engel olmak istedikleri için var. Sonunda devletle bu endüstriler arasındaki gizli anlaşmanın ne kadar derin olduğunu fark ettim. Ve bunları ortaya çıkarmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini. Bu endişeler, ABD et stokundaki deli dana hastalığını ortaya çıkaran USDA ispiyoncusuyla tanıştıktan sonra şiddetlendi. USDA askeriye gibi işler.

DELİ DANA HASTALIĞI HABERİNİ YAYAN ESKİ USDA BAŞ ET DENETÇİSİ Televizyona çıkar çıkmaz USDA bütün veterinerlere ve gıda denetmenlerine bildiriler gönderdi. “Basından birileri sizinle iletişime geçerse onlarla sakın konuşmayın. Onları Washington DC’ye sevk edin. Onlarla biz konuşuruz.” Böylece hemen, herkesin sesi kesildi. Amerika halkı bu konuda endişelenmeye başlasa iyi olur. USDA’da ne oluyor? Birleşik Devletler’de en az dört deli dana hastalığı vakası görüldü. Daha çok vaka olduğundan eminim ama devlet bunları araştırmıyor. Demek istediğiniz, şu an deli dana hastalığı olan daha çok insan olabilir.

Evet, ve bence çoğu yanlış teşhis edildi. Alzheimer hastalığı veya bunamada ilerleme görmeniz yıllar sürer. Ama doktorlar durumu kolaylaştırmak için hastalığın bunama ya da Alzheimer olduğunu söylediler. Oysaki hastalığın bunlardan biri mi yoksa prion mu olduğunu görmek için beyin biyopsisi yapmadılar. Creutzfeldt-Jacob hastalığı ya da deli dana olup olmadığını görmek için de.

Sizce et yemek güvenli mi?

Şahsen et yemenin güvenli olduğunu düşünmüyorum. Sebep hat hızının böylesine artması ve denetmenlerimizin yeterince eğitim almaması. Şu an hat hızı saatte 220 inek düzeyinde. Bu da dakikada yaklaşık dört inek ediyor. Yani, inek başına 15 saniye.

Bu tehlikeli katliam hızı hayvansal artıkları her yerde bulunduğu anlamına geliyor. Testlere göre domuz pirzolalarının %88’inde dışkı bakterisi bulunuyor. Numune alınan dana kıymasının %90’ında ve tavuk göğsünün %95’inde hayvansal artık bakterileri bulunuyor. Bu şekilde gıda tüketmek hiç temiz değil. Ama sorun yalnızca artıklar değil, iltihap dolu enfeksiyonlar.

Derinin altında şişlikler ya da apseler görebiliyorsunuz. Deri yüzüldüğünde, çoğunlukla ya apse patlıyor ve iltihap akıyor. Apse derindeyse, denetmenler işlerini yaparlarken veya şirket çalışanları bıçaklarını apseye sapladıklarında apse patlayıp iltihabı her yere yayıyor. Duyacağımı duymuştum. Öğrendiğim bu yozlaşma, bu açgözlülük, bu hastalıklar ve istismarlar midemi bulandırmıştı. Öldürdüğümüz hayvanlar bizi ve gezegeni öldürüyordu. Ama birçok insan her gün et ve süt ürünü tüketiyor. Yeterince protein alma konusunda çok titiziz. Yeterince protein almak için et yememiz şart mı? Aman Tanrım. Bu binadan atlamamı istiyorsun, değil mi? Her şeyden önce, bütün proteinlerin kaynağı bitkilerdir. Kayıt için bunu tekrarlayacağım. Proteinlerin tamamı başta bitkiler tarafından üretilir. Protein almak için hayvan dokusu yemeye hiç gerek yoktur. Yalnızca bitkiler havadan nitrojen alma, o molekülleri parçalama, ve nitrojeni aminoasitlerle birleştirip protein üretme yetisine sahiptir. Hayvanlardan aldığınız her protein geri dönüştürülmüş bitki proteinidir. Kalori açısından yeterli beslenirseniz, esmer pirinci, brokoliyi yeterince tüketirseniz hem nitelik, hem nicelik açısından yeterli protein alırsınız.

Esmer pirinç ve brokoliden gelen 2000 kalori günde yaklaşık 60 gram proteine denk düşer. 2000 KALORİ 50G PROTEİN 30G PROTEİN Buna sağlığınızı optimum seviyede tutmak için gereken ana aminoasitler dâhildir.

Yeşil yapraklı sebzeler de, fasulye de protein yüklüdür. Sebzeler protein yüklüdür. Proteini bitkilerden almak çok daha iyidir çünkü bitki proteinleri fizyolojimiz için çok daha faydalıdır. Proteinin tuhaf yanı, çoğu Amerikalının ihtiyacı olanın iki katı protein alması. GÜNLÜK PROTEİN TAVSİYESİ ORTALAMA 50G AMERİKA’DA ORTALAMA TÜKETİM 100G Çoğu Amerikalı ihtiyacı olan lifin yarısını bile tüketmiyor. 15G ORTALAMA 30G TAVSİYE EDİLEN ORTALAMA GÜNLÜK LİF Ama, konuşmalar genelde hep protein üzerine. Bana göre protein onlarca yıldır sihirli bir pazarlama kampanyasının odağı. Soru proteini nereden alacağımız değil, lifi nereden alacağımız. Mesleki kariyerimde bir kez olsun protein eksikliği görmedim. Normal miktarda kalori tüketip de yetersiz protein alan tek bir kişi bile görmedim. Bu tür şeyler görülmüyor. İnsan sütü, test edilen türler arasında en az protein içeriğine sahip besin. Burada evrimin milyonlarca yıllık süreçte tasarladığı sıvıdan söz ediyoruz. Ve bu, insan bebekleri için mükemmel gıdadır. Harika yiyecekle, düşük protein içeriği, herhangi diğer memeliler sanki proteine ihtiyaç var duygusu veriyor… Daha düşük… -Herhangi bir şey sanki… -Doğal proteinden daha düşük…

Sonra sıçan sütü, maymun sütü.

Gerçekten mi? Eşek sütü ve şu ana kadar test edilenler. 100 GR SÜT PROTEİNİ İNSANDA 1 GR SIÇANDA 9 GR GORİLDE 1.4 GR Birçok vücut geliştiren kişi, “Güçlü olmak ve kas geliştirmek için tavuk ve balık yemeye ihtiyacım var.” der. Bu tamamen saçmalık. Gezegendeki en büyük, en güçlü kara hayvanları, otoburlardır. En büyük, en güçlü hayvanlar otoburlardır. Etle beslenen kişileri alıp, sebze ağırlıklı diyete geçirdiğimizde sürekli ne yediklerini izliyoruz. Vitamin alımları yukarı çıkıyor. Beslenmenin tümü belirgin şekilde daha iyi bir hâle geliyor. Ve bu kişilerin endişelendikleri şey şu oluyor; “Bitki bazlı diyetle ihtiyacım olan besinleri alacak mıyım?” Sorun, et ağırlıklı diyetle de ihtiyaç olan besinleri almıyorsunuz ve bitki temelli bir diyetle daha iyi beslenme elde edersiniz.

Benim gibi orta yaşlarda biri günde 56 gram proteine ihtiyacı var. Bu idealdir, muhtemelen gerçekten ihtiyaç olan ise günde 30 – 40 gramdır. Bu proteinlerin yüksek olduğu diyetler diyabet, kalp hastalıkları, kansere günlük olarak tedavi ettiğim hastalıklara neden olur.

Ancak bu moda olan, yüksek proteinli diyetlerin tam tersi.

Yediğiniz yiyecekler bağırsağınızda yaşayan bakterileri belirler. Her gün hayvan eti yerseniz, karnitin tüketen bakterileri çağırırsınız. Ve bu bakteriler, o karnitinleri trimetilamin denilen moleküle çevirir. Karaciğeriniz bunu daha sonra trimetilamin oksit hâline getirir. Cehennemden gelen bir moleküle. Bu molekül, kolesterolü atardamar duvarlarına iter. Ve bu etten alınan diyeti tüketecek insanlar, plak oluşumuna katkıda bulunuyor, bu diyette kilo verebilirler ve bu iyi, fakat arterlerinizde neler oluyor Paleo hayranları? Olan şey; plak ortaya çıkıyor ve bu kişiler 39 yaşında spor salonunda düşerek ölenler oluyor. Tanrım, zayıftı ve çok iyi görünüyordu, ama kolesterol nereye gidiyor? Arter duvarlarınıza gidiyor. Yani, bu Paleo hayranlarının tıkanmış arter, kolon kanseri, gibi otoimmün hastalıkların salgını için onları hazırladığına inanıyorum. Bu sağlıklı bir diyet değil. Bizler etobur maymunlar değiliz.

[Kip] İnsanların en yakın akrabaları şempanzeler, kalorilerinin yüzde 97’sini bitkilerden yüzde 3’ü böceklerden alıyorlar. Hem et hem de bitki yiyen ayılar gibi gerçek hepçil anatomisini hemen hemen yalnızca bitki yiyen benzer primatlar kıyaslandığında farklılık oldukça belirgindir. Meyve yiyenlerin dişleri, bitkileri çiğnemek için düzken hepçillerin dişleri etleri kesmek ve parçalamak için tırtıklıdır. Meyve yiyenlerin çeneleri öne ve arkaya yan yana hareket edebilir, hepçillerin çeneleri yapamaz. Hepçillerin mide asitleri eti sindirmek için meyve yiyenlerin daha az asidik mide asitlerinden daha güçlüdür. Meyve yiyenlerin bağırsakları, vücut boyunun dokuz katıdır hepçillerden üç kat daha uzundur. Bunun nedeni hızlı şekilde atılmadıkça et bağırsakta tıkanacaktır. Eğer insanlar gerçekten hepçil olsaydı, fizyolojisi ve görünümünün oldukça değişmesi gerekirdi. Ancak bizler bir meyve yiyenin tüm koşullarına uyuyoruz. Hepçil gibi davranıyor olabiliriz ancak anatomik olarak meyve yiyenleriz.

İnsanlar, ayılara, rakunlara, bazı kapsamlarda köpeklere benzemez gerçek hepçiller gibi anatomileri ve psikolojileri karışmamıştır, bu yüzden de gerçek hepçiller değiliz. İnsanlarda köpek dişleri gerçekten küçüktür, yuvarlanmıştır ve aslında aksesuar gibi kesici işlem görür. Zarf dışındaki her şeyi koparmak ve yırtmak için tamamen faydasızdırlar. Yani köpek dişlerini olma nedenini bir şekilde et yememiz gerektiği anlamına geldiği fikri aptalca.

[Kip] Haklıydı. Köpek dişlerinin hep et yemek için olduğunu düşündüm ama hangi hayvan bu küçük dişlerle öldürüp çiğ şekilde yer ki? Böyle düşünmek bile iğrenç.

Yani, herkes meyvelerle ve hatta biraz sebzeyle yapılmışiçecekleri sever. Ancak, blender’ın içerisine biraz balık ya da bir parça et koyup parçaladığınızı düşündüğünüzde, düşüncesi bile kesinlikle iğrenç.

[Kip] Öğrendiğim tüm bu hastalıklar, vücudumuzun yediklerimiz için tasarlanmamış olmamasından. Eğer vücudumuzun tasarladığı şekilde yemek yemeye başlarsak ne olacaktı?

Sonuç açıkça belli, bitki temelli diyetle, bilimsel verilerin gösterdiği gibi kalp hastalıklarını engelleyebilir ve tersine çevirebilirsiniz, kendi hastalarımda gördüm.

Düşük yağlı bitki temelli diyet yapanlar kalp hastalıklarını tersine çevirebiliyor ve bunun anlamı hiç düşünmedikleri bir şekilde plakaların gitmeye başladığını görürler.

Hastalarımla olan deneyimlerim ve çalışmalara göre insanlar, bitki bazlı diyetlere geçtiğinde kolesterol seviyeleri birkaç gün içinde düşüyor.

Birkaç hafta içinde kan testi yaptığınızda açıkça gelişmeleri göreceksiniz. Evet, rakamlarınız bir ya da iki haftada kolesterolünüz aşağıya inecek, aslında, eğer ilaç kullanıyorsanız, doktorunuzun kan basıncı ilaçlarınızı kesmesi gerekiyor böylece kan basıncınız çok düşmez. Çünkü ilaç almanın yan etkileri olmadığı için çok işe yarayabilir.

[Kip] Doktor Esselstyn‘in kardiyovasküler hastalıktan muzdarip hastalarla yaptığı çığır açan bir çalışmasında, hastaların yüzde 99.4’ünü bitkisel beslenmeyle majör kardiyak olaylardan kurtarmayı başardı.

Çünkü sadece kalp hastalığı değil. Hipertansiyon, diyabet, felç, kalp krizi, birçok otoimmün hastalıklar, lupus, astım, GERD, osteoporoz, bir sürü hastalık var. Hatta romatoid artrit ile topallayan zavallı ruhları gördüğünüzde çok dramatik olabiliyor, bitkisel beslenmeye geçtiklerinde ise ilaçlarını bırakıyorlar.

Birçok osteoartrit’i olan ve acı çeken Jane Chapman’ı takip etmek istedim ve diyetini değiştirdikten birkaç hafta sonra gördüklerime inanamadım.

Sadece birkaç haftada seni böyle görmek inanılmaz.

Biliyorum! Yürüteçle yürümekten, havalimanında tekerli sandalyeye ihtiyaç duymaktan sokakta gezmeye, temiz havanın ve güneş ışığının tadını çıkarmaya. İki hafta, hepsi bu, tüm ilaçlardan kurtulmak ve hareket etmemi kolaylaştıracak vücudumdan çıkan iltihabı sanki vücudumdan çıkan iltihabı hissetmek sadece iki hafta sürdü. Sadece vücudunuz için doğru şeyleri yaptığınızda iyileşme çok hızlı gelişmeye başlıyor.

Hastalıkları ilaçla tedavi ettiğinizde, kolesterol için bir ilaç alırsınız, tansiyon için farklı sınıflarda ilaçlar alırsınız, diyabet için farklı sınıflarda ilaçlar alırsınız ama diyet, bitki temelli diyet tüm hastalıkları etkiler. Hepsini yönetmek için sanki tek bir diyet gibi.

[Kip] Beslenme etkileri kendimizden çok ileri gidiyor. Sadece kalp hastalıklarından kurtulmak, ABD’nin 48 trilyon dolar tasarruf etmesine neden olacaktır, bu da gayrisafi yurt içi hasılanın üç katı. KALP HASTALIĞININ ÖNLENMESİ 48 TRİLYON DOLAR GSMH Tansiyon gibi durumlarda, hayatınız boyunca ilaç almanıza ve sonsuza kadar hasta olmanıza gerek yok. Yapabileceğiniz şey, vücudunuza kendini iyileştirme şansını verecek şekilde yaşamak. Sırasıyla 174 tane yüksek tansiyon hastasını inceledik. Ve bu 174 kişi, kan basınçlarını yeterli seviyede tutarak ilaç tedavisini bırakmayı başardı. Bugüne kadar Crohn’s gibi iltihaplı bağırsak hastalığı için bitki temelli diyetle en iyi remisyon oranları elde edilmiştir. MS, multipl skleroz’da bugüne kadar elde edilen veriler herhangi bir tıbbi, cerrahi her tür müdahale ile karşılaştırıldığında en iyi sonuç bitki temelli bir diyetten alındı.

Hayvan ürünlerindeki her ardışık azalma ile insanların daha uzun yaşadığını, daha az kalp hastalığı, daha az kanser, daha az diyabet olduğunu görebilirsiniz.

Aslında insan kanser hücrelerini alıp bir petri kabına koyup, içine vegan beslenenlerin kanından damlatabilirsiniz, in vitrodaki prostat kanseri hücresi büyümesinde yüzde 72 oranında yok edebilir, bunu kadınlardaki göğüs kanseri üzerinde tekrar denemek istediler, ve “Bakalım bitki temelli beslenme ne yapacak?” dediler. Sadece iki hafta sonra vücutları temizlendi. Kanlarını aynı kanser hücrelerinin halısına döktün, şimdi tüm tabağı temizleyebilirsin. Bu sadece sağlıklı yemek yedikten sonraki iki haftada oldu, bu da şu soruya neden oldu; vücudumuzda ne tür kan istiyoruz?

RUBY LATHON, PHD BÜTÜNSEL BESLENME UZMANI Geçmişimde endüstri ve sistem mühendisliği var. Ve uzun süre kariyerim bu yöndeydi, tiroit kanseri olana kadar ve sonra her şey değişti. Ameliyat olmaktan ve tiroidimi alınması yerine alternatif metotları ve tedavileri seçmek istedim çünkü ameliyat sonsuza kadar ilaç kullanmaktı. Bitki temelli beslenmenin insanları iyileştirdiği ve birçok kişi üzerinde etkili olduğunu okudum. Bu yüzden hemen tamamen bitki temelli diyete yöneldim. Bir yıl sonra kanser tamamen yok oldu. Tiroidim normal boyutlara indi. Ondan tamamen kurtulmuştum.

Buna inanmak zordu. Bunun hepsi şeker yok gibi sağlıklı beslenmeyle olabilir miydi? Duke Üniversitesi’nden Doktor Walter Kempner 1940’ların sonlarında sadece diyetle ölümcül hastalıkların tersine çevrildiğini ortaya koymuş. Ve kullandığı diyet tam olarak bitki temelli değildi ama beyaz pirinç, meyve ve sofra şekerinden ibaretti.

Diyabeti, kötü hipertansiyonu, kalp hastalığını, diyabetik şikâyetleri diyabetik körlüğü tersine çevirmişti. Böylece ölüme mahkûm insanlar ona gitti ve onlara temelde şeker verildi. Bilirsiniz, bu korkunç bir diyet, ama kesinlikle bitki temelli.

Eğer bu bilgi 1940’lardan beri biliniyorsa neden tüm doktorlar bilmiyor?

Bizlere tıp okulunda yiyeceklerin gücü anlatılmıyor. Kimseye muhtemelen kaderimizi değiştirmek için yapacağımız en güçlü şeyin yediklerimizi değiştirmekle yapılacağı öğretilmedi. Genetiğimizin kozu.

Doktorunuz neden bunu anlatmıyor? Doktorunuz bunların hiçbirini öğrenmedi ihtimali. Aslında, doktorların her iki yılda bir yedi saatlik beslenme eğitimi almalarını zorunlu kılan, sadece bunun üstünde duran bir kanun tasarısı bile var. Peki buna kim karşı? Kaliforniya Medikal Birliği. Hatta aile hekimleri, cerrahlar, tüm önde gelen medikal gruplar karşı çıktı.

SB 380 Wright Sürekli eğitim: beslenme kursu Yedi saat oldu. Bu oldukça fazla, dört yıllık bir dönemi geçmiş olsa dahi. Yani, bunlar tarafsız değiller ama aktif olarak beslenme eğitimine karşılar. İronik olan şu ki, hastalar doktorlara sorularla geldiklerinde doktorun beslenme konusunda bilgi sahibi olduğunu var sayıyorlar. Beslenme hakkında doktorların eğitim almamış olması, bir bakıma çifte sorun.

Beslenme onların uzmanlık alanı olmasına rağmen neden diyetisyenlerden duymuyoruz? Amerikan Beslenme ve Diyet Uzmanlığı Birliği, endüstri tarafından yayınlanan bilgi notlarını paylaşıyor. Endüstri bilgi notu başına 20 000 dolar ödüyor ve bilginin üretiminde rol alıyor. Yani yumurtaları, yumurta sanayinden öğrenebilirsiniz. Kuzuları, kuzu endüstrisinden öğrenebilirsiniz. Bu, sigaranın yararlarını tütün sanayinden öğrenmek gibi bir şey.

İnsanlar et yerken, ben bunu biraz sigara içmeye benzetiyorum. Bir çeşit Rus Ruleti. Diyabet olmayabilirsiniz ancak diyabet olma riskiniz üçte birdir. Kanser olmayabilirsiniz ama erkekseniz ikide birdir. Kadınsanız üçte birdir. Kilo alma riskiniz üçte iki. Her şey diyet değildir ama önemli kısmı da odur. Yapabileceğiniz en iyi şey haznedeki tüm mermileri boşaltmak, sağlığınızla risk almamak, hayvan ürünlerini diyetinizden çıkarmak ve sağlıklı yemektir. TrueNorth’a astım tedavisi ve biraz kilo vermek için geldim. Diyetimi değiştirdikten sadece iki hafta sonra, astım ilaçlarımı, anti-depresanları, ağrı kesicileri, kalp ilaçlarımı, hiç birini almak zorunda kalmadım. Hiç ilaç almıyorum ve bu gerçekten, sadece inanılmaz. Oxy ve Advil alıyordum ve sadece günü geçirmek için günde üç kez 800 miligram Motrin alıyordum çünkü çok fazla ağrım vardı.

Şimdi hiçbiri yok. -Vay.

Hiçbir şey

İki hafta. İki hafta, 14 gün. Tüm o ilaçlardan kurtuldun. Tamamen hepsinden kurtuldum. Bu benim için çok can sıkıcıydı çünkü yardım almak için çok sayıda doktora gittim. Astımıma yardımcı olması için çok çeşitli ilaçlar denedim ve hiçbiri işe yaramadı. Nefes zorluğu çekerek son on ayımı kanepeye bağımlı geçirdim ve şimdi iki hafta, 14 gün içinde ilaçlarımı bıraktım. Nefes alabiliyorum, iyi hissediyorum ve yürüyebiliyorum. Hayatım değişti ve bu sadece iki haftalık bitki temelli beslenme ile oldu. -Bu inanılmaz. -Evet. Bu inanılmaz. Gerçekten öyle. -Bu inanılmaz. -Gerçekten öyle. kendimi çok şanslı ve iyi hissediyorum ve bunu yaptığım için çok mutluyum. Umarım başkaları için de bir rol model olurum tabii bu konuda ısrarcı olmam çünkü inanıyorum ki bunu herkes kendi temposunda yapar ama Tanrı’ya şükür, benim zamanım şimdi. Bu çok hoş. Teşekkürler. Teşekkürler! Amy’nin hikâyesi ne kadar güçlü olsa da kimileri için yüzde yüz bitki temelli beslenme aşırı gelecektir. Her şeyin, dozunda olması gerektiği gibi bir anlayış vardır ancak biz o dozun işe yaradığını görmedik. Et ve yumurtaları dozunda yiyerek, kalp rahatsızlığını iyileştirdiğinizi ve daha iyi olduğunuzu gösteren bir çalışma yok. Ancak et yemeği kesip hasta olan insanları duydum. Evet, herhangi birinin semptomlarının ölü, çürüyen et azlığından kaynaklanması pek olası değildir. Diyette, çok işlenmiş hayvani yiyecek ürünleri hasta olmanın nedensel faktörleriyle ilgili olmayacaktır. İyi hissetmemeleri için bir neden olacaktır ama bu, onlardan biri olmayacaktır. Vegan olma kararı veren hastalarım oldu. Bana geliyorlar ve “Hipotiroidim var ve doktorum bana, bunun bitki temelli beslenmenin sonucu olduğunu söylüyor.” Peki doktorun, et yiyenlerin hipotiroid olma nedenleri hakkında ne diyor?

Bitkilerden almayıp da hayvan eti ve ürünlerinden aldığınız nedir?

Kolesteroldür. Heterosiklik aminler. E. koli, bilirsiniz. Düşünürseniz, hayvansal ürün temelli diyette olup da başka bir şeyden daha sağlıklı bir formda alamayacağınız bir şey yoktur.

Diğer tek vitamin, B12‘dir. Bitkiler tarafından üretilmez, hayvanlar tarafından da üretilmez. Toprağı örten küçük mikroplar tarafından üretilir. Dezenfekte edilmiş dünyamızda yaşama biçimimizden dolayı, tabii bakteri bulaşmış besin almıyorsanız, B12 ihtiyacımızı bir yerden karşılamamız gerekiyor. En sağlıklı, en ucuz, güvenli kaynak B12 vitamini katkılı besin ya da B12 vitamin takviyesi. Et ya da et ürünleri değil.

Peki ya kan grupları ya da genleri nedeniyle et yemek zorunda olduklarını söyleyenlere ne demeli?

“Ete ihtiyacım var çünkü burcum Oğlak.” ya da “A pozitif kan grubum var.” diyenlere ne diyorsunuz? Kimse et yemek zorunda değil. Hayvansal kaynakların dışında alamayacağınız vitamin, mineral ya da bir besin yoktur.

Sevgililer Günü’nde vegan olmaya karar verdim. Et yemeyi bırakmak aklımın ucundan dahi geçmiyordu ancak vegan olan insanların başarıları hakkında çok şey duydum ve böylece tüm hayvani ürünleri bıraktım. 14 kilo verdim, ilaçlarımı yarıya düşürdüm, insülini yarıya düşürdüm ve şimdi hedefi büyütüp hepsini keseceğim. Geçtiğimiz altı hafta içinde üç torunumuz oldu ve benim çirkin suratım onların liseden ve üniversiteden mezuniyetlerini görecek. Burada olacağım. Benim misyonum, herkese, ailelerinde biri yaşadı diye, doktorlar olacağını söyledi diye, diyabet, kanser ya da kalp hastalıkları sorunu yaşamak zorunda olmadıklarını anlatmak. Sağlığının kontrolünü eline alabilirsin ve aynı benim yaptığım gibi olumlu sonuç alabilirsin. Benim bu konuya bu denli eğilmemin nedeni ninemin diyabetinin olması ve bedeni tedavi etme konusunda şimdi bildiklerimi daha önce bilmemem. Eğer bilseydim, en azından birkaç yıl daha fazla yaşardı diye düşünüyorum. Yaptığım her şeyi ona ithaf ediyorum. Eğer birilerinin büyükannesini, teyzesini, amcasını, babasını ondan kurtarabilmek için. Bu yüzden mesajımı insanlara ulaştırabilmek için heyecanlıyım. Bitki temelli beslenmenin pahalı olduğuna dair bir inanış var. Kesinlikle değil. Pahalı olmayacak şekilde yapılabilir. Sezon ürünlerini alabileceğiniz ya da toptan alışveriş yapabileceğiniz ve tasarruf edebileceğiniz yerler var. Et ya da hayvan ürünleri almayarak mutfak giderlerinizin önemli bir kısmını yapmayabilirsiniz. Dört kişilik ailemizde, kişi başına yemek masrafımız 25 dolar. Sizin toplamınız 20,64. 20,64 mü? Bu tüm hafta boyunca yemek gideri.

Lider atletlerin giderek büyük bir kısmı yaralanmaların tedavisinde vegan diyet benimsiyorlar. İyileşme zamanlarını ve performanslarını artırıyorlar. Vegan olmadan önce, 160 kiloyla sadece beş kez göğüs presi yapabiliyordum.

DAVID CARTER ESKİ NFL DEFANS OYUNCUSU Vegan olduktan sonra 200, 210, 230 basmaya başladım ve bu inanılmaz bir şeydi. Veganım ve 230 kiloyla göğüs çalışıyorum. İnanılmaz, diye düşündüm ve vegan olur olmaz tendinit kaybolmaya başladı. Sağ kolumdaki güç geri gelmeye başladı. Yüksek tansiyonum düşmeye başladı. Hem güçlü hem de ölüyor olamazsın, bu güç değil. Bu zayıflık. Bu gerçekten zayıflık çünkü dışarıdan büyük ve güçlü görünüyorsun, evet büyük adam ama kalbin yardım için çırpınıyor, içten içe ölüyorsun.

TIMOTHY SHIEFF, DÜNYA SERBEST KOŞU ŞAMPİYONU, NİNJA SAVAŞÇISI Profesyonel bir parkur atletiyim, iki kez serbest koşu dünya şampiyonu oldum. Yakın zaman önce, Ninja Savaşçıları’na katıldım ve Avrupa Takımı kaptanıyım. USA, Dünya’ya karşı müsabakasını kazandık. Ninja Savaşçılığı ve özellikle de parkur için gerçekten iyi bir kuvvet-beden ağırlık oranına sahip olman gerekiyor. Yani ihtiyacım olmayan bir kütle taşıyordum ve vegan olduğumda, sekiz on kilo kaybettim. Daha zinde, daha etkindim ve dayanıklılığım artmıştı. Daha önce sahip olmadığım fazladan enerji bana ekstra kuvvet verdi. Böylece canlı bir yaşam sürebiliyorsunuz. Sizi bir atlet olarak güçlendirebilir. Bana göre, daha önce olduğumdan yüzde yüz daha iyi bir atletim. Antrenmanlarımda tamamen yeni bir sayfa açtım. Bilim ortada, sağlık ortada. Atletler size, güçlü olmak için, sağlıklı olmak için ölü hayvan yemeniz gerekmediğini söylüyor.

MU JIN HAN YAŞLANMAYAN, İLAÇ KULLANMAYAN ATLET 47 yaşında vücut geliştirmeye başladım. Gördüğünüz tüm kasları, bir vegan olarak yaptım. Bitki temelli ve vegan yiyecekler ile beslenerek altı kilo kadar kas yaptım. Bedenimdeki tüm ağrı ve acılar kayboldu çünkü artık o tetikleyen, hayvani ürünlerden asitli yiyecekleri besinleri sindirmiyorum. Goriller, gergedanlar ve filler… Bunların hepsi güçlerini bitkilerden alıyorlar. Ben de öyle yapıyorum.

Sörf için dünyanın her yerine yolculuk yapıyorum TIA BLANCO PROFESYONEL SÖRFÇÜ ISA DÜNYA SÖRF ŞAMPİYONU (2 KEZ) ve her zaman vegan beslenebildim. Eğer bir şeyi isterseniz yapabileceğinizi düşünüyorum. Sadece, bahane üretmiyorum. Yararlarını ve nasıl bir his olduğunu bildiğim için artık veganlık dışında tercih yapmam. Hayatımın her bir boyutunda ilerleme oldu, RICH ROLL ULTRA DAYANIKLILIK ATLETİ YAZAR, “ULTRA’YI BULMAK” VE “BİTKİ GÜCÜ” bu yaşam tarzını benimseyerek. Daha iyi hissediyorum, bir atlet olarak daha iyi bir performans sergiliyorum. Daha iyi uyuyorum, çocuklarımla beraberken daha enerjiğim. İşime daha iyi odaklanıyorum. Her şey daha iyi. Cildim düzeldi. Bunu yaparak vücudumu dokuz yıl korudum. Size söyleyebileceğim tek şey, kendimi iyi hissetmeye devam ettiğim ve çok daha iyi hissettiğimdir. Arkadaşım Jason Lester ve ben, Epic Five adı verilen maceraya atılan ilk kişileriz. Epic Five, beş Havai adasında, bir haftadan kısa bir sürede beş Ironman yapmak anlamına geliyor. Ironman, 3.8 km yüzme ve peşi sıra 180 km bisiklet 3.8 KM YÜZME 180 KM BİSİKLET ve 42 km maraton koşusu. 42 KM KOŞU Bunları arka arkasına beş kez bir haftadan kısa bir sürede beş farklı adada yaptık. 19 KM YÜZME, 210 KM KOŞU, 900 KM BİSİKLET

Ölmediniz mi?

Hayır. Ölmedik. Sanırım meşhur soru, proteini nereden aldınız ve… Bitkilerden!

Birçok insan gibi ben de, diyetimi değiştirmemek için bahaneler arıyordum ama bir kez değiştirince kendimi özgür hissettim. Birkaç gün içinde, kanın yeni bir canlılıkla damarlarımdan aktığını hissedebiliyordum. Haftalar içinde, tüm bedenim ve zihnimde bir dönüşüm hissettim. Yalnızca tamamen bitki temelli vegan bir diyetle hayatta kalmamış, üstüne başarımı arttırmıştım. Müthiş hissediyordum. Altı yıl içinde ilk maratonumu tamamladım. Eskisinin yarısı kadar idman yaptım ve kendi rekorumu 23 dakika aştım. Daha bir ay geçmemişti ki ilk tam Ironman’imi yaptım. Zararlı sonuçları olmadan bir miktar et ve et ürünleri yiyebileceğimi düşünmeme rağmen, kişisel sağlığım için, bilerek, insanlar ve aileler için bu denli acıya sebep olan bir endüstriyi desteklemeye devam edemem. Önümde yepyeni bir dünya açıldı. Kendimi yine tam hissediyordum. Gerçek sağlıkla aramda daha sahici bir bağ kuruldu. Gerçek sağlık benimle bitmeyecek, bizlerle başlayacak. İnsanlar bitki temelli beslenseler, bireysel sağlığımızda, ulusal sağlık durumumuzda ve içinde yaşadığımız fiziksel dünyada göreceğimiz değişiklikler çok derin olurdu. Bugün, “artık o şeyleri yemeyeceğim” diyebilirsiniz. Fark yaratmak için bizzat yapabileceğim tek şey bu. Böylece hissettiğiniz esenlik artacak. Yemeğe her oturduğunuzda sağlığınızı mahvetmediğinizi bilmek, zulmü desteklemediğinizi, Dünya’ya zarar vermediğinizi bilmek sizi mutlu edecek. Gezegene ve başka canlılara zarar vermek pahasına kazanç elde etmek istemiyorum. Ama daha zayıf değil, daha güçlüyüm. İşin güzel yanı da bu. Özgeci olduğunuzda, seçimlerinizi başkalarının iyiliğini düşünerek yaptığınızda bu seçimler dönüp dolaşıp size ve herkese faydalı olur. Araştırmalar sırf hayatta kalmayacağımızı, üstüne serpilip gelişeceğimizi gösteriyor. Bence başka varlıklara zarar vermeden yaşamak müthiş. Böylece daha sağlıklı ve mutlu olabilirsiniz. Çok güzel bir hayat! Bu yaşta kendimi bu kadar iyi hissedebileceğim hiç aklıma gelmezdi. Ve herkesin böyle hissetmesini istiyorum. Nerdeyse 50 yaşındayım, ama kendimi 20 yaşında hissediyorum. Aslında hiçbir şeyin tadı, sağlıklı olmak kadar güzel değil. O yüzden, her gün yediklerimizle ilgili verdiğimiz kararlar bizi gerçekten sağlıklı ve esen kılma kabiliyetine sahip. Yalnızca bireysel değil, kolektif olarak. Bir tür olarak ve gezegenimiz için. Sonsuza dek yaşayacak değiliz. Ama, hazır yaşarken, iyi yaşayabiliriz. Doktor olarak benim görmek istediğim şey bu.

İrade olduğunda, her şeyin yolu bulunur. Buna inanıyorum.

 

 

RELATED POSTS